Tarih 03 Haziran 2008, 10:51. Yazan keyifliblog.
Etiket:
asalak, dead, doktor, gezi, gıda, haber, haberler, hasta, hastalık, hayvan, kabus, kene, keyif, orman, piknik, sazlık, sağlık, tedavi, türk, türkiye, tıp, yaz, ölüm, ünlü
Keneler Nasıl Tanınır ve Nerelerde Bulunur?
Keneler otlaklar, çalılıklar ve kırsal alanlarda yaşayan küçük oval şekillidir. 6-8 bacaklı, uçamayan, sıçrayamayan hayvanlardır. Hayvan ve insanların kanlarını emerek beslenirler ve bu sayede hastalıkları insanlara bulaştırabilirler.
Ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça uygun bir yapıya sahiptir. Türlere göre değişmekle beraber kenelerin, küçük kemiricilerden, yaban hayvanlarından evcil memeli hayvanlara ve kuşlara (özellikle devekuşları) kadar geniş bir konakçı spektrumları mevcuttur.
Kimler Risk Altındadır?
Hastalık genellikle meslek hastalığı şeklinde karşımıza çıkar.
Tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar
Veterinerler
Kasaplar
Mezbaha çalışanları
Sağlık personeli özellikle risk gurubudur.
Kamp ve piknik yapanlar, askerler ve korunmasız olarak yeşil alanlarda bulunanlar da risk altındadır.
Tarih 03 Haziran 2008, 10:48. Yazan keyifliblog.
Etiket:
asalak, doktor, gıda, haber, haberler, hasta, hastalık, hayvan, kene, piknik, sağlık, tedavi, türk, türkiye, tıp, ünlü
Kırım-Kongo Hemorajik Ateş (KKHA),keneler tarafından taşınan Nairovirüs isimli bir mikrobiyal etken tarafından neden olunan ateş, cilt içi ve diğer alanlarda kanama gibi bulgular ile seyreden hayvan kaynaklı bir enfeksiyondur. Son yıllarda tedavide görülen gelişmelere rağmen, ölüm oranı hala yüksektir.
Keneler Nasıl Tanınır ve Nerelerde Bulunur?
Keneler otlaklar, çalılıklar ve kırsal alanlarda yaşayan küçük oval şekillidir. 6-8 bacaklı, uçamayan, sıçrayamayan hayvanlardır. Hayvan ve insanların kanlarını emerek beslenirler ve bu sayede hastalıkları insanlara bulaştırabilirler. Kenelerin, yaban hayvanlarından evcil memeli hayvanlara ve kuşlara kadar geniş bir konakçı spektrumları mevcuttur.
Kimler Risk Altındadır?
Tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar, veteriner hekimler, kamp ve piknik yapanlar, askerler ve korunmasız olarak yeşil alanlarda bulunanlar risk altındadır
Tarih 03 Haziran 2008, 10:33. Yazan keyifliblog.
Etiket:
asalak, doktor, gıda, haber, haberler, hasta, hastalık, hayvan, kene, piknik, sağlık, tedavi, türk, türkiye, tıp, ünlü
Kırım Kongo nedeniyle onlarca kişi hayatını kaybederken, kenelerin yaydığı ikinci hastalık da halkı tehdit ediyor. Beykoz’da kene tarafından ısırılan 3.5 yaşındaki C.B.’ye felce bile yol açabilen Lyme teşhisi kondu. Hastalık iki Türk’te daha görüldü
Türkiye, Kırım Kongo üzerinden gelen kenelerin yarattığı vakalara karşı bilinçlenmeye çalışırken, ABD, Ukrayna ve Bulgaristan’dan ithal edilen kerestelerle taşınan yeni bir tür kene halkı tehdit etmeye başladı. Beykoz’da kene tarafından ısırılan 3.5 yaşındaki C.B.’ye GATA’da ‘Lyme’ teşhisi konulurken, Sağlık Bakanlığı, “Bize böyle bir bildirim olmadı. Hastalık Türkiye’de yok” yanıtını verirken uzmanlar hastalığın Türkiye’de de görüldüğünü anlattı.
Lyme hastalığını görünür kılan vaka, Beykoz’da 3.5 yaşındaki C.B.’nin 9 Mayıs tarihinde, sağ kolundan bir kene tarafından ısırılmasıyla başladı. Küçük çocuğun anne ve emekli asker babası durumu fark eder etmez C.B’yi Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne (GATA) götürdü. Burada ilk müdahalenin ardından minik hasta taburcu edildi. C.B.’yi yakından takip eden anne ve baba küçük çocuğun kolunda bir kızarıklık fark ederek 24 Mayıs’ta tekrar GATA’ya götürüldü. Burada uzmanlara internette araştırma yaptıklarını ve kene ısırması vakalarında bu tür kızarıklıkların Lyme belirtisi olabileceğini söyleyen anne ile baba endişelerinde haklı çıktı. C.B.’ye Lyme teşhisi konarak hemen antibiyotik tedavisine başlandı. GATA’daki doktorlar ilk kez karşılaştıkları bu vakaya kısa sürede koydukları teşhis ile C.B.’nin sağlık durumunu kontrol altına almayı başardı.
ZOR TEŞHİS ETTİLER!
Özel bir firmada çevirmenlik yapan 33 yaşındaki Emre Tekin de kene ısırması sonucu Lyme’ye yakalanan vatandaşlardan biri. Tekin “2006 yılında Anadolu yakasında kene tarafından ısırıldım. Bir süre sonra kaslarımda meydana gelen seyirme eklem ağrıları ve batma hissiyle doktora gittim ancak iki enfeksiyon uzmanı teşhis koyamadı. Ankara Bayındır Hastanesi’nde tanı kondu ve 8 ay tedavi sonrası sağlığıma kavuştum” dedi. 2007 yılında kene tarafından ısırılan 37 yaşındaki Royan Aydın da Lyme atlatan vatandaşlardan. Aydın, “Bende halka 10 gün sonra oluştu. Belli bir büyüklüğe geldikten sonra sadece kaşıntı kaldı ve halkanın içindeki renk yeşile döndü. Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde iki ay boyunca tedavi oldum” diye konuştu.
MENENJİT VE KARACİĞER YETMEZLİĞİNE YOL AÇIYOR
Lyme hastalığı ile ilgili Türkiye’de ciddi çalışmalar yapan Ankara Bayındır Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölüm Başkanı Prof. Yaşar Anlar, hastalığın 1980’lerde Amerika’da ilk tanımlandığını dile getirerek “Zamanında tanı koyulduğunda tedavisi olan bir hastalıktır. Ancak teşhis hataları hastalığın ilerlemesine neden olabilir. Kalp ritm bozukluklukları, şişlik, menenjit, göz rahatsızlıkları, karaciğer yetmezliği gibi hastalıklara yol açabilir” diye konuştu. Türk Enfeksiyon Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nezahat Gürler de Lyme’nin Türkiye’de çok ender görüldüğünü belirterek, “Hastalığı İstanbul’da daha önce hiç duymadık. Kırım Kongo taşıyan keneler virüs taşırken, Lyme hastalığına neden olan keneler ise bakteri bulaştırıyor. Ulaşımın globalleşmesiyle bu hastalık dünyada da yaygınlaşıyor” dedi.
Tarih 14 Nisan 2008, 09:25. Yazan keyifliblog.
Etiket:
diyet, doktor, gen, hasta, ilaç, insan, kanser, profesör, sağlık, su, tedavi, yaşam, yenilik, yöntem
Boya uygun beden ağırlığının korunması sağlıklı yaşamın temel koşullarındandır.
Uygun beden ağırlığını belirlemede iki pratik kriterden biri Beden Kütle İndeksi (BKİ), diğeri bel çevresinin ölçümüdür. BKİ beden ağırlığının boy uzunluğunun metre karesine bölünmesiyle bulunur. (BKİ=Ağırlık (kg)/ boy2 (m)). Örnek, boyu 160 cm. olan bir bayanın ağırlığı 70 kg. ise BKİ=70/1.6x1.6=27-28 arası. BKİ 18.9- 24.9 arası sağlık yönünden uygun ağırlığın göstergesidir. BKİ 25-29.9 arası hafif şişman, 30 üstü sağlıksız şekilde şişman (obez) olarak değerlendirilir. Yağın bedenin karın-bel bölümünde birikmesi sağlık için daha tehlikeli olduğundan bel çevresinin erkekte 93, kadında 80 santimetreyi geçmemesi önerilir.
Boya uygun beden ağırlığını dengede tutmanın temel koşulu fiziksel aktiviteyi artırmak ve harcanan kadar enerjiyi içeren besin ve içecek tüketmektir.
Uygun Ağırlığı Korumada Suyun ÖnemiSu organik olmadığından bedende yağa dönüşmez. Metabolizma sonucu oluşan atıkların bedenden dışarı atılmasına yardımcı olur. Su içildiğinde midede tokluk duygusu geliştiğinden yeme isteğini azaltır. Açlık duygusu oluştuğunda enerji değeri olan yiyecek, içecek atıştırma yerine su içmek daha olumlu bir davranıştır. Su, içerdiği kalsiyum, magnezyum gibi minerallerle sağlığın korunmasına yardımcı olur.
Uygun ağırlığın korunmasında beden hareketini artırmak zorunludur. Günümüzde obezite sorununun yaygınlaşmasında en önemli faktörlerden biri hareketsizlik, diğeri enerjisi yoğun yiyecek ve içecek tüketmektir. Beden hareketinin artması metabolizmayı hızlandırdığından bedenden su kaybını da artırır. Kaybolan suyu yerine koymak için hareketli bireyler daha çok su içmek zorundadırlar.
Günlük yaşamında mümkün olduğu kadar az oturan, daha çok hareket eden, susadığı zaman meşrubat yerine su içen, yemeklerde tatlı yerine sebze salatası yiyen, üç öğün dengeli beslenen, aralarda şekerli unlu yiyecek yerine su içen insanlar arasında şişmanlık fazla görülmez.
Zayıflama Diyetinde Suyun ÖnemiUzun süre harcanandan çok enerji alımı şişmanlıkla sonuçlanır. Şişmanlık estetik yönünden daha çok sağlığı olumsuz etkilediğinden şişman bireyin uygun ağırlığına inmesi gerekmektedir. Şişmanlık kısa sürede oluşmadığına göre enerji değeri yüksek yağlı, şekerli, unlu besinler sınırlanarak ve beden hareketi artırılarak haftada 0.5-1.0 kg zayıflamak mümkündür. Beden hareketi arttığı için su ihtiyacı da artar. Günlük 2.5 litre su alımı gerekir. Zayıflamak isteyen birey yürüyüş gibi fiziksel aktivite sırasında yanında su şişesi bulundurmalı, susama isteği olmasa bile su içmelidir.
Mineral içeriği yüksek maden suyu iyi bir seçenektir. Düşük enerjili diyetle alınan maden suyu kalsiyum ve magnezyum gibi önemli minerallere olan gereksinmenin karşılanmasına yardımcı olur.
Zayıflamak isteyen bireyler şeker içeren meşrubat içmemelidirler. Bu içeceklerin 1 litresi yaklaşık 400 kalorilik enerji sağlar. Şekersiz çay, diyet kola gibi içeceklerin çok tüketilmesi de sakıncalıdır. Bunların içindeki kafein bedenden kalsiyum atımını artırarak, uzun dönemde kemiğin zayıflamasına neden olabilir.
Nane, kekik, portakal, elma, kuşburnu, ıhlamur gibi bitki çayları zayıflama diyetleri için uygundur. Bu tür içecekler kahvaltıda, yemek sırasında ve sonrasında içilebilir. Hareket halindeki insan yanında taşıdığı su şişesinden su ihtiyacını kolayca karşılayabilir. Bitki çayları da şeker katılmadan içilmelidir.
Yemek öncesi ve sırasında içilen su mideyi doldurduğundan açlık duygusunu bastırır ve bireyin daha az yemesine yardımcı olur.
İnsan susamadan su içmesini öğrenmelidir. Bazı zamanlarda susama duygusunun gelişmesi gecikir. Yanında sürekli su bulunduran birey susamadan da su içmeye alışabilir.
Bazıları zayıflama diyetlerinde ılık su içilmesini önerirler. İçilen suyun sıcaklık derecesi bireyin tercihine bağlıdır. Bazıları soğutucudan yeni çıkmış soğuk suyu, bazıları ise oda sıcaklığındaki suyu sever. Hareket halinde genelde ortam sıcaklığındaki su içilir. Çok soğuk su bazı bireylerde sindirim aygıtında rahatsızlıklara neden olabildiğinden tercih edilmez.
Zayıflama diyetinde besin alımının azalmasına bağlı olarak kabızlık görülebilir. Bu gibi durumda birey yatağının başında su bulundurarak yataktan kalkınca içebilir. Bu uygulama bağırsak hareketini artırır.
Suyun yemek sırasında ya da aralarda içilmesi farketmez. Sabah saat 07.00’den gece 23.00’e kadar olan zaman diliminde 2’şer saat ara ile bir bardak su içilmesi günlük su ihtiyacını karşılar.
Sıcak ortamda, beden hareketinin arttığı durumlarda daha sık aralıklarla su içilmesi gerekir.
Su zayıflama diyetinin önemli bir öğesidir. Gerektiği kadar yemek, hareketli olmak ve yeterli su içmek formun korunmasında en uygun davranıştır.
Tarih 14 Nisan 2008, 09:21. Yazan keyifliblog.
Etiket:
doktor, gen, hasta, ilaç, insan, kanser, kulak, profesör, sağlık, su, tedavi, yaşam, yenilik, yöntem
|
Tarih 09 Nisan 2008, 15:25. Yazan keyifliblog.
Etiket:
doktor, gen, hasta, ilaç, insan, kanser, profesör, sağlık, su, tedavi, yaşam, yenilik, yöntem
Prof. Dr. Zeki Karagülle, herkesin günde 8 bardak su içme alışkanlığı edinmesini öneriyor. Ayrıca tadı kötü olan sert yani mineralli suların, sağlık için daha yararlı olduğunu belirtiyor. Karagülle'ye göre maden suyu içmek de şart!..
Tarih 24 Eylül 2007, 23:38. Yazan keyifliblog.
Etiket:
doktor, gen, hasta, horoz, ilaç, insan, italya, italyan, kanat, kuş, kuş gribi, profesör, sağlık, tavuk, tedavi, yaşam, yenilik, yöntem
Kuş gribinin farkı
NG: Kuş gribi sıradan bir grip değil. İSTANBUL - Anadolu Sağlık Merkezi Enfeksiyon Hastalıkları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Semra Çalangu ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Hakko ülkemizde de rastlanılan kuş gribi ile ilgili bilgi verdi.Ntvmsnbc
Tarih 24 Eylül 2007, 23:30. Yazan keyifliblog.
Etiket:
doktor, gen, hasta, ilaç, insan, italya, italyan, kanser, profesör, sağlık, tedavi, yaşam, yenilik, yöntem
İtalyan bilimadamları, kanser tedavisinde etkili olabilecek önemli bir buluşa imza attı.
İtalyan Chieti Üniversitesi’nde görev yapan bilimadamları, kanser
türlerinin dörtte üçündeki tümörlerin büyümesinde etkili olan bir gen
buldu.
Yapılan araştırmalarda, “TROP 2” adı verilen genin göğüs,
kolon, mide, akciğer, prostat, yumurtalık ve pankeras gibi tümörlerde
aktif olduğu görüldü.
İncelenen tümör çeşitlerinin yüzde 65 ila
yüzde 90’ında da “TROP 2” genine rastlandı. Laboratuvarda geliştirilen
bin 755 tümörde de genin aşırı aktif olduğu saptandı.
Bilimadamları
şimdi buluştan yola çıkarak, bu genin aktivitesini hedef alacak ilaçlar
geliştirmeyi, böylece de hastalığın ilerleyişini yavaşlatmayı veya
tamamen durdurmayı umuyor.
Tarih 24 Eylül 2007, 23:27. Yazan keyifliblog.
Etiket:
açık büfe, başağrısı, haber, hayat, iftar, iftariyelik, insan, migren, oruç, ramazan, sahur, sağlık, tedavi, türk, türkiye, yaşam
“İlk gıdanın mideye girmesinden 15 dakika sonra mideden beyine tokluk sinyalleri gider. Bu nedenle yemeğe bir tabak salata ile başlanmalı, ardından sıcak yemeklere geçilmeli. Böylece kişi daha az yiyerek kendini tok hisseder” diyen Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tamer Tetiker, “Mide 3 ile 3.5 saatte boşalır. Bu süreden sonra vücut metabolizması açlığa bağlı olarak yavaşladığından oruç tutmak, zayıflatmak yerine kilo alımına da neden olabilir” uyarısında bulundu.
Prof. Dr. Tetiker, oruç tutmak kadar sağlığı korumanın da bir ibadet
olduğunu, bu nedenle vücut metabolizmasının bozulmaması için ramazanda
diğer aylara göre sağlıklı beslenmeye daha fazla özen gösterilmesi
gerektiğini belirtti.
Önceleri otellerde uygulanan, bugün
lokantalarda da yoğunlukla görülen açık büfe uygulamasının, yeme
isteğini tetiklediğini vurgulayan Prof. Dr. Tetiker, şunları söyledi:
“Açık büfe uygulamasında kişi her yemekten ve tatlıdan tat almak
istediğinden, yemenin dozu kaçabiliyor. Buna bağlı olarak son günlerde
üniversite hastanesindeki polikliniklerimize sindirim sistemi
rahatsızlıkları nedeniyle başvuran hasta sayısında yoğunluk görülüyor.
Bu şikayetlerde mide ağrısı, yanma ve batma hissi, hazımsızlık,
şişkinlik ilk sıralarda yer alıyor. Vücudun su kaybına bağlı olarak
ishal şikayetleri de oldukça fazla. Her polikliniğe günde 8-10 hasta
iftarda bilinçsiz beslenme nedeniyle başvuruyor.”
Prof. Dr.
Tetiker, açık büfenin neden olduğu dezavantajları asgari düzeye
indirebilmek için yemeğe bir tabak salata ile başlanması önerisinde
bulunarak, “İlk gıdanın mideye girmesinden 15 dakika sonra mideden
beyine tokluk sinyalleri gider. Salatadan sonra sıcak yemeklere
geçilmeli. Böylece kişi daha az yiyerek kendini tok hisseder” dedi.
“ORUÇ ŞİŞMANLATABİLİR”
Prof.
Dr. Tetiker, bilinçsizce beslenmenin, özellikle de sahura kalkmadan
oruç tutmanın ramazanda kilo alımına da yol açacağının unutulmaması
gerektiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Mide 3 ile 3.5
saatte boşalır. Bu süreden sonra vücut metabolizması açlığa bağlı
olarak yavaşladığından oruç tutmak zayıflatmak yerine şişmanlatabilir.
Bunu önlemek için sahura mutlaka kalkılmalı. Sahura kalkıldığında bile
yaklaşık 12 saati bulan açlık süresinde vücut su da kaybettiğinden
başta ishal olmak üzere mide ve bağırsak rahatsızlıkları görülebilir.”
Prof. Dr. Tetiker, uzun süren açlığın vücut direncini düşürdüğünü, kan
şekeri dengesini bozduğunu ve bunlara bağlı olarak dikkat
dağınıklılığına ve unutkanlığa da yol açtığını belirterek, şöyle devam
etti:
“Dikkat dağınıklığı, başta trafik kazaları olmak üzere
telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurur. Bu nedenle ramazan boyunca
rutin sağlık kontrollerinin de ihmal edilmemesi gerekir. Ağız kuruluğu,
çok su içme isteği, sık tuvalete çıkma, ellerde ve ayaklarda uyuşma,
karıncalanma, üşüme, yanma gibi bulgular açlık kan şekerinin normalden
yüksek olduğunu gösterir. Açlık kan şekerinin normalin altına inmesi
durumunda ise çarpıntı, soğuk terleme kişinin kendini bitkin
hissetmesi, bulantı, acıkma hissi gibi bulgular ortaya çıkar. Bu
belirtiler mutlaka dikkate alınmalı.”
Tarih 24 Eylül 2007, 23:24. Yazan keyifliblog.
Etiket:
açık büfe, başağrısı, haber, hayat, iftar, iftariyelik, insan, migren, oruç, ramazan, sahur, sağlık, tedavi, türk, türkiye, yaşam
Normal zamanlarda hiç baş ağrısı
yaşamayanlar bile Ramazan’da baş ağrısından muzdarip olabiliyor.
Migreni bulunanlarda ise durum daha dayanılmaz bir hal alabiliyor.