Tarih 03 Haziran 2008, 10:58. Yazan keyifliblog.
Etiket:
beslenme, bilim, diyet, erkek, güzel, gıda, haber, haberler, içecek, kadın, moda, sağlık, soya, süt, teknoloji, türk, türkiye, zayıflama, ünlü
1 - Kilo gözlemcileri diyeti
Kendi diyetisyeninizin belirleyeceği programa ve vermeniz gereken kiloya göre istediğiniz her şeyi yiyebilirsiniz. Ancak burada önemli olan yağ, protein ve lifli besinleri bir dengede tutmak. Eşit oranlarda ve aşırıya kaçmadan herşeyi yiyebilirsiniz. York Düşesi Sarah Ferguson,bu diyeti tüm dünyaya tanıtan kişi oldu.
2 - Bölgesel zayıflama diyeti
Protein ve karbonhidratlı besinlerin hepsinden istenildiği kadar yenebiliyor. Dikkat edilmesi gereken şey,yağlı yiyeceklerden uzak durmak. İnsülin seviyesini ayarlayıp acıkmayı kontrol ederek bölgesel zayıflama sağlanıyor.Jennifer Aniston,Kristie Alley ve Matt LeBlanc bu diyeti uygulayanlar arasında.
3 - Karbonhidrat diyeti
Et,deniz ürünleri,yumurta,peynir,sebzeler ve tereyağı yiyebilirsiniz. Günde bir öğün olmak kaydıyla da "karbonhidrat ödül yemeği" yiyebilirsiniz. Bu diyeti deneyenler arasında,ünlü oyuncu Rosie O''Dennel ve talkshow sunucusu Oprah Winfrey var.
4 - Atkins diyeti
Et, deniz ürünleri, tavuk ve hindi gibi kümes hayvanlarının eti, peynir, krema ve bazı sebzeler yiyebilirsiniz. Makarna, ekmek ve pirinç kesinlikle yasak. Meyve çok az miktarda alabilirsiniz. Ünlü oyuncu Whoopi Goldberg ve Enerji Bakanı Bill Richardson Atkins diyetini uygulayanlar arasında. Doktor Atkins, bu rejimiyle,karbonhidrat seviyesini düşürerek vücudun enerji gerektiğinde yağları yakmasını sağladığını belirtiyor.
5 - Andrew Weil Diyeti
Taze meyve ve sebze, balık, soyalı besinler, makarna, zeytinyağı, yeşil çay, patates, fındık, bol miktarda peynir ve yoğurt yenebilir. Doktor Weil,diyetinin yalnızca kilo kaybetmek için değil sağlıklı yaşamak için de geçerli olduğunu söylüyor.
6 - Şeker diyeti
Tavuk, hindi, balık, kırmızı et ve peynir, krema ve tereyağı aşırıya kaçmadan yenilebilir. Şeker kesinlikle hiç alınmayacak. Patates, pirinç ve mısır da yasak. Bu diyetin en ünlü uygulayıcısı, Elizabeth taylor. Belli bir grup besini yiyeceklerin arasından çıkarmaya gerek kalmadan ölçülü beslenerek zayıflamayı sağladığı belirtiliyor.
7 - Hızlı zayıflama diyeti
Az yağlı besinler ve bu diyeti hazırlayan uzmanların belirleyeceği yiyecekleri,günde en az iki öğünde yemek gerekiyor. Diyeti hazırlayan şirketin başkanı Marc Covent, "Dengeli beslenme ile sağlıklı zayıflamayı sağlıyoruz" diyor.
Tarih 03 Haziran 2008, 10:51. Yazan keyifliblog.
Etiket:
asalak, dead, doktor, gezi, gıda, haber, haberler, hasta, hastalık, hayvan, kabus, kene, keyif, orman, piknik, sazlık, sağlık, tedavi, türk, türkiye, tıp, yaz, ölüm, ünlü
Keneler Nasıl Tanınır ve Nerelerde Bulunur?
Keneler otlaklar, çalılıklar ve kırsal alanlarda yaşayan küçük oval şekillidir. 6-8 bacaklı, uçamayan, sıçrayamayan hayvanlardır. Hayvan ve insanların kanlarını emerek beslenirler ve bu sayede hastalıkları insanlara bulaştırabilirler.
Ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça uygun bir yapıya sahiptir. Türlere göre değişmekle beraber kenelerin, küçük kemiricilerden, yaban hayvanlarından evcil memeli hayvanlara ve kuşlara (özellikle devekuşları) kadar geniş bir konakçı spektrumları mevcuttur.
Kimler Risk Altındadır?
Hastalık genellikle meslek hastalığı şeklinde karşımıza çıkar.
Tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar
Veterinerler
Kasaplar
Mezbaha çalışanları
Sağlık personeli özellikle risk gurubudur.
Kamp ve piknik yapanlar, askerler ve korunmasız olarak yeşil alanlarda bulunanlar da risk altındadır.
Tarih 03 Haziran 2008, 10:48. Yazan keyifliblog.
Etiket:
asalak, doktor, gıda, haber, haberler, hasta, hastalık, hayvan, kene, piknik, sağlık, tedavi, türk, türkiye, tıp, ünlü
Kırım-Kongo Hemorajik Ateş (KKHA),keneler tarafından taşınan Nairovirüs isimli bir mikrobiyal etken tarafından neden olunan ateş, cilt içi ve diğer alanlarda kanama gibi bulgular ile seyreden hayvan kaynaklı bir enfeksiyondur. Son yıllarda tedavide görülen gelişmelere rağmen, ölüm oranı hala yüksektir.
Keneler Nasıl Tanınır ve Nerelerde Bulunur?
Keneler otlaklar, çalılıklar ve kırsal alanlarda yaşayan küçük oval şekillidir. 6-8 bacaklı, uçamayan, sıçrayamayan hayvanlardır. Hayvan ve insanların kanlarını emerek beslenirler ve bu sayede hastalıkları insanlara bulaştırabilirler. Kenelerin, yaban hayvanlarından evcil memeli hayvanlara ve kuşlara kadar geniş bir konakçı spektrumları mevcuttur.
Kimler Risk Altındadır?
Tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar, veteriner hekimler, kamp ve piknik yapanlar, askerler ve korunmasız olarak yeşil alanlarda bulunanlar risk altındadır
Tarih 03 Haziran 2008, 10:33. Yazan keyifliblog.
Etiket:
asalak, doktor, gıda, haber, haberler, hasta, hastalık, hayvan, kene, piknik, sağlık, tedavi, türk, türkiye, tıp, ünlü
Kırım Kongo nedeniyle onlarca kişi hayatını kaybederken, kenelerin yaydığı ikinci hastalık da halkı tehdit ediyor. Beykoz’da kene tarafından ısırılan 3.5 yaşındaki C.B.’ye felce bile yol açabilen Lyme teşhisi kondu. Hastalık iki Türk’te daha görüldü
Türkiye, Kırım Kongo üzerinden gelen kenelerin yarattığı vakalara karşı bilinçlenmeye çalışırken, ABD, Ukrayna ve Bulgaristan’dan ithal edilen kerestelerle taşınan yeni bir tür kene halkı tehdit etmeye başladı. Beykoz’da kene tarafından ısırılan 3.5 yaşındaki C.B.’ye GATA’da ‘Lyme’ teşhisi konulurken, Sağlık Bakanlığı, “Bize böyle bir bildirim olmadı. Hastalık Türkiye’de yok” yanıtını verirken uzmanlar hastalığın Türkiye’de de görüldüğünü anlattı.
Lyme hastalığını görünür kılan vaka, Beykoz’da 3.5 yaşındaki C.B.’nin 9 Mayıs tarihinde, sağ kolundan bir kene tarafından ısırılmasıyla başladı. Küçük çocuğun anne ve emekli asker babası durumu fark eder etmez C.B’yi Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne (GATA) götürdü. Burada ilk müdahalenin ardından minik hasta taburcu edildi. C.B.’yi yakından takip eden anne ve baba küçük çocuğun kolunda bir kızarıklık fark ederek 24 Mayıs’ta tekrar GATA’ya götürüldü. Burada uzmanlara internette araştırma yaptıklarını ve kene ısırması vakalarında bu tür kızarıklıkların Lyme belirtisi olabileceğini söyleyen anne ile baba endişelerinde haklı çıktı. C.B.’ye Lyme teşhisi konarak hemen antibiyotik tedavisine başlandı. GATA’daki doktorlar ilk kez karşılaştıkları bu vakaya kısa sürede koydukları teşhis ile C.B.’nin sağlık durumunu kontrol altına almayı başardı.
ZOR TEŞHİS ETTİLER!
Özel bir firmada çevirmenlik yapan 33 yaşındaki Emre Tekin de kene ısırması sonucu Lyme’ye yakalanan vatandaşlardan biri. Tekin “2006 yılında Anadolu yakasında kene tarafından ısırıldım. Bir süre sonra kaslarımda meydana gelen seyirme eklem ağrıları ve batma hissiyle doktora gittim ancak iki enfeksiyon uzmanı teşhis koyamadı. Ankara Bayındır Hastanesi’nde tanı kondu ve 8 ay tedavi sonrası sağlığıma kavuştum” dedi. 2007 yılında kene tarafından ısırılan 37 yaşındaki Royan Aydın da Lyme atlatan vatandaşlardan. Aydın, “Bende halka 10 gün sonra oluştu. Belli bir büyüklüğe geldikten sonra sadece kaşıntı kaldı ve halkanın içindeki renk yeşile döndü. Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde iki ay boyunca tedavi oldum” diye konuştu.
MENENJİT VE KARACİĞER YETMEZLİĞİNE YOL AÇIYOR
Lyme hastalığı ile ilgili Türkiye’de ciddi çalışmalar yapan Ankara Bayındır Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölüm Başkanı Prof. Yaşar Anlar, hastalığın 1980’lerde Amerika’da ilk tanımlandığını dile getirerek “Zamanında tanı koyulduğunda tedavisi olan bir hastalıktır. Ancak teşhis hataları hastalığın ilerlemesine neden olabilir. Kalp ritm bozukluklukları, şişlik, menenjit, göz rahatsızlıkları, karaciğer yetmezliği gibi hastalıklara yol açabilir” diye konuştu. Türk Enfeksiyon Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nezahat Gürler de Lyme’nin Türkiye’de çok ender görüldüğünü belirterek, “Hastalığı İstanbul’da daha önce hiç duymadık. Kırım Kongo taşıyan keneler virüs taşırken, Lyme hastalığına neden olan keneler ise bakteri bulaştırıyor. Ulaşımın globalleşmesiyle bu hastalık dünyada da yaygınlaşıyor” dedi.
Tarih 14 Nisan 2008, 09:25. Yazan keyifliblog.
Etiket:
diyet, doktor, gen, hasta, ilaç, insan, kanser, profesör, sağlık, su, tedavi, yaşam, yenilik, yöntem
Boya uygun beden ağırlığının korunması sağlıklı yaşamın temel koşullarındandır.
Uygun beden ağırlığını belirlemede iki pratik kriterden biri Beden Kütle İndeksi (BKİ), diğeri bel çevresinin ölçümüdür. BKİ beden ağırlığının boy uzunluğunun metre karesine bölünmesiyle bulunur. (BKİ=Ağırlık (kg)/ boy2 (m)). Örnek, boyu 160 cm. olan bir bayanın ağırlığı 70 kg. ise BKİ=70/1.6x1.6=27-28 arası. BKİ 18.9- 24.9 arası sağlık yönünden uygun ağırlığın göstergesidir. BKİ 25-29.9 arası hafif şişman, 30 üstü sağlıksız şekilde şişman (obez) olarak değerlendirilir. Yağın bedenin karın-bel bölümünde birikmesi sağlık için daha tehlikeli olduğundan bel çevresinin erkekte 93, kadında 80 santimetreyi geçmemesi önerilir.
Boya uygun beden ağırlığını dengede tutmanın temel koşulu fiziksel aktiviteyi artırmak ve harcanan kadar enerjiyi içeren besin ve içecek tüketmektir.
Uygun Ağırlığı Korumada Suyun ÖnemiSu organik olmadığından bedende yağa dönüşmez. Metabolizma sonucu oluşan atıkların bedenden dışarı atılmasına yardımcı olur. Su içildiğinde midede tokluk duygusu geliştiğinden yeme isteğini azaltır. Açlık duygusu oluştuğunda enerji değeri olan yiyecek, içecek atıştırma yerine su içmek daha olumlu bir davranıştır. Su, içerdiği kalsiyum, magnezyum gibi minerallerle sağlığın korunmasına yardımcı olur.
Uygun ağırlığın korunmasında beden hareketini artırmak zorunludur. Günümüzde obezite sorununun yaygınlaşmasında en önemli faktörlerden biri hareketsizlik, diğeri enerjisi yoğun yiyecek ve içecek tüketmektir. Beden hareketinin artması metabolizmayı hızlandırdığından bedenden su kaybını da artırır. Kaybolan suyu yerine koymak için hareketli bireyler daha çok su içmek zorundadırlar.
Günlük yaşamında mümkün olduğu kadar az oturan, daha çok hareket eden, susadığı zaman meşrubat yerine su içen, yemeklerde tatlı yerine sebze salatası yiyen, üç öğün dengeli beslenen, aralarda şekerli unlu yiyecek yerine su içen insanlar arasında şişmanlık fazla görülmez.
Zayıflama Diyetinde Suyun ÖnemiUzun süre harcanandan çok enerji alımı şişmanlıkla sonuçlanır. Şişmanlık estetik yönünden daha çok sağlığı olumsuz etkilediğinden şişman bireyin uygun ağırlığına inmesi gerekmektedir. Şişmanlık kısa sürede oluşmadığına göre enerji değeri yüksek yağlı, şekerli, unlu besinler sınırlanarak ve beden hareketi artırılarak haftada 0.5-1.0 kg zayıflamak mümkündür. Beden hareketi arttığı için su ihtiyacı da artar. Günlük 2.5 litre su alımı gerekir. Zayıflamak isteyen birey yürüyüş gibi fiziksel aktivite sırasında yanında su şişesi bulundurmalı, susama isteği olmasa bile su içmelidir.
Mineral içeriği yüksek maden suyu iyi bir seçenektir. Düşük enerjili diyetle alınan maden suyu kalsiyum ve magnezyum gibi önemli minerallere olan gereksinmenin karşılanmasına yardımcı olur.
Zayıflamak isteyen bireyler şeker içeren meşrubat içmemelidirler. Bu içeceklerin 1 litresi yaklaşık 400 kalorilik enerji sağlar. Şekersiz çay, diyet kola gibi içeceklerin çok tüketilmesi de sakıncalıdır. Bunların içindeki kafein bedenden kalsiyum atımını artırarak, uzun dönemde kemiğin zayıflamasına neden olabilir.
Nane, kekik, portakal, elma, kuşburnu, ıhlamur gibi bitki çayları zayıflama diyetleri için uygundur. Bu tür içecekler kahvaltıda, yemek sırasında ve sonrasında içilebilir. Hareket halindeki insan yanında taşıdığı su şişesinden su ihtiyacını kolayca karşılayabilir. Bitki çayları da şeker katılmadan içilmelidir.
Yemek öncesi ve sırasında içilen su mideyi doldurduğundan açlık duygusunu bastırır ve bireyin daha az yemesine yardımcı olur.
İnsan susamadan su içmesini öğrenmelidir. Bazı zamanlarda susama duygusunun gelişmesi gecikir. Yanında sürekli su bulunduran birey susamadan da su içmeye alışabilir.
Bazıları zayıflama diyetlerinde ılık su içilmesini önerirler. İçilen suyun sıcaklık derecesi bireyin tercihine bağlıdır. Bazıları soğutucudan yeni çıkmış soğuk suyu, bazıları ise oda sıcaklığındaki suyu sever. Hareket halinde genelde ortam sıcaklığındaki su içilir. Çok soğuk su bazı bireylerde sindirim aygıtında rahatsızlıklara neden olabildiğinden tercih edilmez.
Zayıflama diyetinde besin alımının azalmasına bağlı olarak kabızlık görülebilir. Bu gibi durumda birey yatağının başında su bulundurarak yataktan kalkınca içebilir. Bu uygulama bağırsak hareketini artırır.
Suyun yemek sırasında ya da aralarda içilmesi farketmez. Sabah saat 07.00’den gece 23.00’e kadar olan zaman diliminde 2’şer saat ara ile bir bardak su içilmesi günlük su ihtiyacını karşılar.
Sıcak ortamda, beden hareketinin arttığı durumlarda daha sık aralıklarla su içilmesi gerekir.
Su zayıflama diyetinin önemli bir öğesidir. Gerektiği kadar yemek, hareketli olmak ve yeterli su içmek formun korunmasında en uygun davranıştır.
Tarih 14 Nisan 2008, 09:21. Yazan keyifliblog.
Etiket:
doktor, gen, hasta, ilaç, insan, kanser, kulak, profesör, sağlık, su, tedavi, yaşam, yenilik, yöntem
|
Tarih 09 Nisan 2008, 15:25. Yazan keyifliblog.
Etiket:
doktor, gen, hasta, ilaç, insan, kanser, profesör, sağlık, su, tedavi, yaşam, yenilik, yöntem
Prof. Dr. Zeki Karagülle, herkesin günde 8 bardak su içme alışkanlığı edinmesini öneriyor. Ayrıca tadı kötü olan sert yani mineralli suların, sağlık için daha yararlı olduğunu belirtiyor. Karagülle'ye göre maden suyu içmek de şart!..
Tarih 12 Şubat 2008, 14:32. Yazan keyifliblog.
Etiket:
aşk, beslenme, cinsellik, domates, erkek, kadın, partner, püf noktası, sağlık, sevgili, vitamin, yiyecekler
Bir ilaç firması 40-80 yaş arasındaki kadın ve
erkeklerin cinsel sağlıklarıyla ilgili tutum ve inanışlarını öğrenmek,
seksin ve cinsel yaşamın önemini ve yaşamdaki rolünü tespit etmek için
bir araştırma yaptı.Kadın ve erkeklerin cinsel fonksiyon bozukluğu
konusundaki tedavi arayışlarını belirlemek ve cinsel yaşama ilişkin
tutumlarını değişik toplum ve kültürler ile karşılaştırabilmek amacıyla
da dünya çapında yaptırılan "Global Cinsel Tutum ve Davranışlar" konulu
araştırmanın Türkiye ayağının sonuçları dikkat çekti.
Erkekler arasında herhangi bir nedene bağlı cinsel işlev bozukluğu
sorunu yaşayanların oranı yüzde 28, kadınlarda ise yüzde 43 civarında
oluyor.
Erkeklerin tüm yaşlarda yaşadığı sorunlar genelde erken boşalma ve
cinsel ilişkiden zevk almama olarak açıklanıyor. Tüm dünya ülkelerinde
olduğu gibi Türk erkek ve kadınları da, cinselliğe olan ilginin
kadınlarda 50’li yaşlarda, erkeklerde ise 60’lı yaşlarda azaldığını
düşünüyor.
32 ÜLKEDE YAPILAN ARAŞTIRMA
32ülkede 27 bin 500’den fazla kadın ve erkeği kapsayan araştırma
Türkiye’de İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Samsun, Diyarbakır ve
Erzurum illerindeki bin 500 kadın ve erkekle yüz yüze görüşerek
gerçekleştirildi. Buna göre her 100 erkekten 30’unda cinsel işlev
bozukluğu görülürken kadınlarda bu oran yüzde 50’ye kadar çıkıyor.
Araştırmaya göre, tüm yaş gruplarındaki Türk kadınları arasında cinsel
ilişkiye girme sıklığı ayda 1 ile 4 kez arasında değişiyor. Türk
erkeklerinin ve kadınlarının diğer ülkelere kıyasla daha büyük bir
bölümü, yani yaklaşık yüzde 60’ı, cinsel performanstaki azalmanın ikili
ilişkileri etkileyeceğine inanıyor. Diğer ülkelerdeki erkeklerden
farklılık gösteren sonuçlardan biri ise Türk erkeklerinin yaklaşık
dörtte üçünün, erkeğin cinsel ilişkiye girebilmesinin ilişki açısından
önemli olduğunu düşünmesi.
ERKEKLER DAHA ÇOK İLİŞKİYE GİRİYOR
Araştırmada, Türk kadınlarının diğer ülke kadınları gibi cinselliğin
yaşamlarının önemli bir parçası olduğunu düşündüğü de ortaya çıktı.
Diğer dünya ülkelerinden farklı olarak, Türk erkekleri arasında
cinselliğin yaşamlarının önemli bir parçası olduğunu düşünenlerin oranı
çok daha yüksek bulunuyor.
Özellikle 40'ın üzerindeki kadınlarda cinselliğe önem verenlerin oranı
düşmeye başlıyor. Araştırmaya göre, Türk erkek ve kadınlarının ortalama
olarak yüzde 71’i son bir yıl içinde cinsel ilişkiye girerken, erkekler
arasında son bir yıl içinde cinsel ilişkiye girdiğini belirtenlerin
oranı ise yüzde 83 olarak saptanıyor.
TÜRK KADINI MEMNUNİYETSİZ
Cinsel ilişkiye girme sıklığı yaş grubu yükseldikçe azalıyor.
Araştırmada Türkiye’de partneriyle ilişkisinin fiziksel olarak zevk
verici ve duygusal olarak tatmin edici olduğunu düşünen erkeklerin
oranı kadınlara kıyasla daha yüksek görülüyor. Erkeklerin bu konudaki
memnuniyet düzeyleri yaş ilerledikçe düşüyor. Kadınlar arasında ise
özellikle 40 yaşından sonra cinsel ilişkiden memnuniyet düzeyi azalmaya
başlıyor. Türk kadınlarının memnuniyet düzeyleri diğer ülke kadınlarına
kıyasla daha düşük.
Bugün
Tarih 12 Şubat 2008, 14:30. Yazan keyifliblog.
Etiket:
aşk, beslenme, cinsellik, domates, partner, püf noktası, sağlık, vitamin, yiyecekler
Eski çağlardan beri insanoğlunun ilgisini çeken afrodizyaklar, özellikle Uzakdoğu kökenli öğretilerde geniş biçimde yer alıyor. Sözgelimi, seks sanatı olarak bilinen Taoculuk’ ta besinler "yin" ve “yang" olarak ikiye ayrılıyor. Kadınlar için yin, erkeklere için yang türü besinler öneriliyor. yeşil ve lifli sebzeler, az miktarda balık eti ile meyve ve baklagillerden oluşuyor. Yang gıdalar ise; tuzlu ve fazla pişmiş yiyecekler ile kök bitkiler, hayvansal besinler ve hububatları kapsıyor. Taocu felsefede, insanların tavsiye edildiği şekilde beslendikleri takdirde, her zaman mükemmel bir cinsel yaşam sürdürebilecekleri iddia ediliyor.
Hindistan’daki bazı yoga öğretilerinde fazla
şekerli yiyeceklerden kaçınılması istenirken, Çinliler polen içeren
gıdalar alınmasını tavsiye ediyorlar.
Beslenmenin insan yaşamında doruğa çıktığı zamanın başlangıç noktası, anne karnındaki döneme rastlıyor. Yani cinsel hayatımızın ne kadar renkli ve etkili olacağı annemizin karnındayken şekillenmeye başlıyor.
Diyabet ve Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Nazif Bağrıaçık bu konuda şu bilgileri veriyor: Besinleri; proteinler, karbonhidratlar, yağlar, su, vitamin ve mineraller olarak 6 gruba ayırabiliriz. Bunların çoğu, kalori sağlayan, günlük hareketi temin eden besin kaynaklarıdır. Yani bir tür yakıt. Ama vücudun kalıcı maddeleri protein, vitamin ve minerallerdir. Bunlar organizmanın esas yapı taşını oluştururlar. İşte, seksüel organların ve hormonların gelişimi de anne karnında, bu yapı taşlarının konmasıyla başlıyor. Bu evrede eksik ve kötü beslenme, açlık gibi durumlar, çocukta bir fonksiyon eksikliğine neden olabiliyor.”Prof. Dr. Bağrıaçık, seks yaşamı için ikinci önemli evrenin gelişme yaşı olarak adlandırılan ergenlik dönemi olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor: Bu dönemde yetersiz beslenme kadar aşırı beslenmenin de olumsuzlukları görülüyor. Şişmanlık, oburluk, fazla yağlı gıdalarla beslenme gibi alışkanlıklar cinsel organların fonksiyonlarını engelleyen veya azaltan etki yapıyor. Bir erkek çocuk 7-12 yaş arasında birden bire kilo alırsa yumurtalıkları küçülüyor ve gelişmesi zayıflıyor. Kız çocuğunun ise adet görmesi gecikiyor, göğüsleri gelişmiyor. Rahimde ya da yumurtalıklarda gelişme bozuklukları ortaya çıkabiliyor.Uzmanlar, cinsel performansı artırmak için çeşitli ilaçlara yönelmektense, düzenli ve sağlıklı bir beslenme programı izlemenin çok daha yararlı olacağını savunuyorlar.
DOMATES VE KAYISI CİNSEL İSTEĞİ ARTIRIYOR
Cerrahpaşa Tıp Fakültesine yapılan bazı
araştırmalarda domates ve kayısıda bulunan PP vitaminin cinsel
performansı ve isteği artırdığını ortaya çıkardı. Bu durum, hem C
vitamini hem de PP vitamini açısından zengin olan domatesi sofraların
baş tacı ediyor. Cinsel performansı artıran maddeler arasında başı,
iyot ve B vitamini çekiyor. B vitamini en çok buğdayda bulunuyor.
Ayrıca C vitaminini de unutmamak gerekiyor. C vitamini almanın en ideal
yolu ise sabah kahvaltısında ya da ara öğünlerden birinde bir kase
çilek yada kivi yemek. Ayrıca yeşil sebzelerde portakal, mandalina ve
greyfurtta da C vitamini olduğunu unutmayın. Özellikle erkekler günlük
çinko alımına dikkat etmelidir. Çünkü çinko, erkeğin sperm üretimini
artıran mineraller arasında yer alıyor. Erkeklerin pırasa, lahana türü
sebzeleri bolca tüketmesi gerekiyor.
Bugün
Tarih 12 Şubat 2008, 14:29. Yazan keyifliblog.
Etiket:
alternatif tıp, beslenme, bilgi, hastalık, püf noktası, sağlık, sağlıklı beslenme, yemek, yiyecekler, zeytinyağı, ölüm
Tıbba alternatif olarak gösterilen bitkisel
tedavi ABD’de bir kadının ölümüne yol açtı. Chicago’da yaşayan yoga
eğitimcisi Sedef Ölçer, geçen çarşamba günü rahatsızlandı. Ölçer,
doktora gitmek yerine evde bulunan ve fazla alındığında zehirli
özelliğiyle bilinen yüksükotu yaprağından yapılmış çayı içti. Ölçer,
ertesi gün katıldığı yoga dersinde fenalaştı. Acil servise kaldırılan
46 yaşındaki Sedef Ölçer, müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını
kaybetti.
Ölçer’in ölümünün ardından Amerika’nın önde gelen gazetelerinden Chicago Tribune, “Dolu dolu yaşanmış bir hayat için trajik son” başlıklı bir yazı yayınladı. Mary Schmich imzalı yazıda, Ölçer’in eşinden ayrıldıktan sonra yogaya başladığı ve kısa zamanda ilerleme kaydettiği ifade edildi. Ölçer, Chicago yoga dergisine de haber olmuştu.
ABD’DE YOGANIN ÖNCÜSÜYDÜ
Yoga çalışmalarıyla adından söz ettiren Sedef Ölçer, İngilizce, Almanca ve Fransızca biliyordu. Ölçer’in kendine ait tercüme ajansı vardı.