Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
7 tane "insan" etiketli yazı bulundu "insan" tagli diger ogeler resimler , videolar

Su Zayıflama Diyetinizin Önemli Bir Öğesidir

Tarih 14 Nisan 2008, 09:25. Yazan keyifliblog.  
Etiket: diyet, doktor, gen, hasta, ilaç, insan, kanser, profesör, sağlık, su, tedavi, yaşam, yenilik, yöntem

Boya uygun beden ağırlığının korunması sağlıklı yaşamın temel koşullarındandır.
Uygun beden ağırlığını belirlemede iki pratik kriterden biri Beden Kütle İndeksi (BKİ), diğeri bel çevresinin ölçümüdür. BKİ beden ağırlığının boy uzunluğunun metre karesine bölünmesiyle bulunur. (BKİ=Ağırlık (kg)/ boy2 (m)). Örnek, boyu 160 cm. olan bir bayanın ağırlığı 70 kg. ise BKİ=70/1.6x1.6=27-28 arası. BKİ 18.9- 24.9 arası sağlık yönünden uygun ağırlığın göstergesidir. BKİ 25-29.9 arası hafif şişman, 30 üstü sağlıksız şekilde şişman (obez) olarak değerlendirilir. Yağın bedenin karın-bel bölümünde birikmesi sağlık için daha tehlikeli olduğundan bel çevresinin erkekte 93, kadında 80 santimetreyi geçmemesi önerilir.

Boya uygun beden ağırlığını dengede tutmanın temel koşulu fiziksel aktiviteyi artırmak ve harcanan kadar enerjiyi içeren besin ve içecek tüketmektir.

Uygun Ağırlığı Korumada Suyun ÖnemiSu organik olmadığından bedende yağa dönüşmez. Metabolizma sonucu oluşan atıkların bedenden dışarı atılmasına yardımcı olur. Su içildiğinde midede tokluk duygusu geliştiğinden yeme isteğini azaltır. Açlık duygusu oluştuğunda enerji değeri olan yiyecek, içecek atıştırma yerine su içmek daha olumlu bir davranıştır. Su, içerdiği kalsiyum, magnezyum gibi minerallerle sağlığın korunmasına yardımcı olur.

Uygun ağırlığın korunmasında beden hareketini artırmak zorunludur. Günümüzde obezite sorununun yaygınlaşmasında en önemli faktörlerden biri hareketsizlik, diğeri enerjisi yoğun yiyecek ve içecek tüketmektir. Beden hareketinin artması metabolizmayı hızlandırdığından bedenden su kaybını da artırır. Kaybolan suyu yerine koymak için hareketli bireyler daha çok su içmek zorundadırlar.

Günlük yaşamında mümkün olduğu kadar az oturan, daha çok hareket eden, susadığı zaman meşrubat yerine su içen, yemeklerde tatlı yerine sebze salatası yiyen, üç öğün dengeli beslenen, aralarda şekerli unlu yiyecek yerine su içen insanlar arasında şişmanlık fazla görülmez.

Zayıflama Diyetinde Suyun ÖnemiUzun süre harcanandan çok enerji alımı şişmanlıkla sonuçlanır. Şişmanlık estetik yönünden daha çok sağlığı olumsuz etkilediğinden şişman bireyin uygun ağırlığına inmesi gerekmektedir. Şişmanlık kısa sürede oluşmadığına göre enerji değeri yüksek yağlı, şekerli, unlu besinler sınırlanarak ve beden hareketi artırılarak haftada 0.5-1.0 kg zayıflamak mümkündür. Beden hareketi arttığı için su ihtiyacı da artar. Günlük 2.5 litre su alımı gerekir. Zayıflamak isteyen birey yürüyüş gibi fiziksel aktivite sırasında yanında su şişesi bulundurmalı, susama isteği olmasa bile su içmelidir.
Mineral içeriği yüksek maden suyu iyi bir seçenektir. Düşük enerjili diyetle alınan maden suyu kalsiyum ve magnezyum gibi önemli minerallere olan gereksinmenin karşılanmasına yardımcı olur.

Zayıflamak isteyen bireyler şeker içeren meşrubat içmemelidirler. Bu içeceklerin 1 litresi yaklaşık 400 kalorilik enerji sağlar. Şekersiz çay, diyet kola gibi içeceklerin çok tüketilmesi de sakıncalıdır. Bunların içindeki kafein bedenden kalsiyum atımını artırarak, uzun dönemde kemiğin zayıflamasına neden olabilir.
Nane, kekik, portakal, elma, kuşburnu, ıhlamur gibi bitki çayları zayıflama diyetleri için uygundur. Bu tür içecekler kahvaltıda, yemek sırasında ve sonrasında içilebilir. Hareket halindeki insan yanında taşıdığı su şişesinden su ihtiyacını kolayca karşılayabilir. Bitki çayları da şeker katılmadan içilmelidir.

Yemek öncesi ve sırasında içilen su mideyi doldurduğundan açlık duygusunu bastırır ve bireyin daha az yemesine yardımcı olur.

İnsan susamadan su içmesini öğrenmelidir. Bazı zamanlarda susama duygusunun gelişmesi gecikir. Yanında sürekli su bulunduran birey susamadan da su içmeye alışabilir.
Bazıları zayıflama diyetlerinde ılık su içilmesini önerirler. İçilen suyun sıcaklık derecesi bireyin tercihine bağlıdır. Bazıları soğutucudan yeni çıkmış soğuk suyu, bazıları ise oda sıcaklığındaki suyu sever. Hareket halinde genelde ortam sıcaklığındaki su içilir. Çok soğuk su bazı bireylerde sindirim aygıtında rahatsızlıklara neden olabildiğinden tercih edilmez.

Zayıflama diyetinde besin alımının azalmasına bağlı olarak kabızlık görülebilir. Bu gibi durumda birey yatağının başında su bulundurarak yataktan kalkınca içebilir. Bu uygulama bağırsak hareketini artırır.

Suyun yemek sırasında ya da aralarda içilmesi farketmez. Sabah saat 07.00’den gece 23.00’e kadar olan zaman diliminde 2’şer saat ara ile bir bardak su içilmesi günlük su ihtiyacını karşılar.

Sıcak ortamda, beden hareketinin arttığı durumlarda daha sık aralıklarla su içilmesi gerekir.

Su zayıflama diyetinin önemli bir öğesidir. Gerektiği kadar yemek, hareketli olmak ve yeterli su içmek formun korunmasında en uygun davranıştır.

 

0 yorum.

KBB'de Yanlış Bilinenler

Tarih 14 Nisan 2008, 09:21. Yazan keyifliblog.  
Etiket: doktor, gen, hasta, ilaç, insan, kanser, kulak, profesör, sağlık, su, tedavi, yaşam, yenilik, yöntem

 

KULAK

Kulak temizleme zararlıdır ve alışkanlık yapar!
Bazı kişilerde kulak akıntısı birikir ve dönem dönem temizlenmesi gerekir.  Pamuklu çöpler ile kulak temizlemeye çalışmak zararlıdır.  Kulak temizletmek alışkanlık yapmaz.

Baş dönmesi olunca hemen beyin cerrahisine veya nörolojiye gidilmelidir!
Baş dönmesi ve dengesizlik hissi birbirine karıştırılan hislerdir.  Etrafın veya kişinin dönmesi şeklinde tarif edebileceğimiz baş dönmesinde ilk başvurulacak branş kulak burun boğaz hastalıklarıdır.

Kulak tüpü takılan çocukların kulaklarına su kaçmamalıdır.
Ventilasyon tüplerinin yüzey basıncı suyun tüp içerisinden orta kulağa geçmesine izin vermez, bu sebeple tüp takılan kişilerin banyo yaparken, havuza, denize girerken kulaklarını sudan korumalarına gerek yoktur, hatta sudan koruyanlarda bazen dış kulak salgısının zamanla kuruyup tüpü tıkama tehlikesi vardır.

BURUN

Burun kanaması olan hasta hemen yatırılmalı, ensesine soğuk su uygulanmalıdır!
Genelde burun kanamalarında hasta yatırılır ve burun içerisine pamuk sokulur.  Bunun yerine hastanın burun içerisi soğuk su ile temizlenmeli ve hasta oturtularak burun kanatları sıkılmalıdır.  Yüze ve burun etrafına buz tatbik edilmeli ve en kısa zamanda bir kulak burun boğaz uzmanına başvurulmalıdır.

GENEL

Üst solunum yolu enfeksiyonlarında hemen antibiyotik başlanmalıdır!
Üst solunum yolu enfeksiyonları en sık karşılaşılan ve en fazla yanlış, gereksiz antibiyotik kullanılan rahatsızlıklardır.  Üst solunum yolları enfeksiyonlarının büyük kısmı antibiyotiklerin etki etmediği virüsler tarafından oluşturulur.  Virüs tarafından oluşturulan enfeksiyon şüphe veya tespit edilen hastalarda antibiyotik vermek fayda yerine zarar verir, çünkü antibiyotikler normalde üst solunum yolumuzda - bir yerde koruyucu olarak bulunan - bakterileri öldürür ve virüslerin daha rahat üremesine yol açar, üstelik mantar enfeksiyonlarının oluşmasına da yol açabilir.

Enfeksiyon sebebei bakteri ise yine erken antibiyotik başlamak gereksizdir.  Mikrobu yok eden vücudumuzun doğal savunmasıdır, antibiyotikler sadece yardımcıdır.  Bunu bir örnekle açıklamak daha anlaşılır olacaktır.  Doğal savunmayı bir orduya, antibiyotikleri de silaha benzetelim.  Şayet ordu görevini yapmıyorsa silah bir işe yaramaz.  Doğal savunmanın mikrobu tanıması gerekmektedir, erken antibiyotik başlanması savunmanın mikrobu yeterince tanımasını engelleyebilir, bu da antibiyotik bitince kalan az miktardaki hastalık yapan mikropların , vücut onları tam olarak tanımadığı için,  yeniden üremelerine yol açar.  İşte antibiyotik biter bitmez enfeksiyonun yenilemesinin sebeplerinden birisi budur.

Ateş çok tehlikelidir ve hemen hızlı bir şekilde düşürülmelidir, antibiyotik acilen başlanmalıdır!
Ateş, vücudun reaksiyon olarak ortaya çıkardığı bir durumdur ve bir savunma mekanizmasıdır.  Yüksek ateşte vücut mikropları daha kolay durdurmakta ve öldürmektedir.  Yüksek ateşte mikropların üremeleri yavaşlar.  Bu bilgiler, ateşin bizim düşmanımız değil dostumuz olduğunu gösterir.  Ateşimiz çıkınca vücudumuzun mikropla savaştığını anlayıp sevinmeliyiz aslında.  Hemen antibiyotik vermek yukarıda da belirttiğimiz gibi zaten gereksizdir, ateş için ise tamamen gereksizdir.  Diyelim ki enfeksiyon yapan mikrop bakteri ve antibotik seçimi doğru, yine antibiyotiğin kana karışıp mikrop sayısını ateşi düşürecek kadar azaltması ortalama 48 saat alacaktır.  Antibiyotikler ateş düşürücü ilaçlar değillerdir, ancak doğru kullanılırlarsa dolaylı olarak ateş düşürürler, dolayısı ile gece yarısı ateş çıkınca panik olarak antibiyotik vermek bilimsel değildir.

0 yorum.

İlaç yerine günde tam 8 bardak maden suyu için

Tarih 09 Nisan 2008, 15:25. Yazan keyifliblog.  
Etiket: doktor, gen, hasta, ilaç, insan, kanser, profesör, sağlık, su, tedavi, yaşam, yenilik, yöntem

mm Prof. Dr. Zeki Karagülle, herkesin günde 8 bardak su içme alışkanlığı edinmesini öneriyor. Ayrıca tadı kötü olan sert yani mineralli suların, sağlık için daha yararlı olduğunu belirtiyor. Karagülle'ye göre maden suyu içmek de şart!..
Geçen hafta su ile ilgili yine kafalarımız karıştı. Tam su içme alışkanlığı ediniyorduk ki Pennsylvania Üniversitesi'nden Dr. Dan Negoianu ile Dr. Stanley Goldfarb'ın çalışmaları yayımlandı. İkili, günde 2 litre su içmenin saptanmış herhangi bir yararı olmadığını açıkladı. 2 litre günde 8 bardağa denk geliyordu. Bu açıklama, zorla su içenlerin ellerindeki bu bardaklarını bırakmalarına yol açtı.

MADEN SUYU İLAÇ GİBİDİR
İstanbul Tıp Fakültesi Hidroklimatoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Zeki Karagülle, bu araştırmanın sonuçlarının tam aksini düşünüyor. Karagülle, sağlıklı yaşamak isteyen herkesin günde en az iki litre su içmesini öneriyor. Çoluk çocuk herkesin ilaç niyetine maden suyu içme alışkanlığı edinmesini savunuyor. Su konusunda yüzlerce araştırmaya imza atan Prof. Dr. Zeki Karagülle, sorularımızı yanıtladı:

* Çok su içmenin, başlıca yararları nelerdir?
Yalnızca su içerek uzun süre yaşayabilirsiniz. Halbuki susuzluğa ancak 1-2 gün tahammül edilebilirsiniz. Sonra ölüm tehlikesi ortaya çıkar. Canlılığımızı sağlayan temel ortam görevini; su üstlenmektedir. Yetişkin birinin toplam ağırlığının yüzde 70'i sudur. Su, vücuttaki atıkların atılmasını da sağladığı için doğal olarak bir miktar suyu dışkı yoluyla kaybederiz. Bu da günde toplam 1.5 litre kadardır. Terle ve nefesle kaybedilen suyu da eklersek, günde en az 2 litre su kaybına uğrarız. Bu miktarın yerine konulması şarttır. Bunun yarım litresi günlük besinlerden alınabilir. Bu nedenle, en az bir 1.5 litre su içmemiz şarttır.

* Vücut susadığında bunu hissettirmiyor mu? Susamadan su içmek gerekir mi? Yararlı bir alışkanlık mı?
Gerekir çünkü susuzluk hissi, vücudun su gereksiniminin tehdit eder boyutta karşılanmadığını gösteren bir alarmdır.

KAHVENİN YANINDA ALIN

* Günde kaç litre su içersiniz?
Ben günde en az 2-2.5 litre hatta bazen 3 litre su içerim. Bunun bir litresini mineralli sulardan alırım.

* Meyve suları ve çaylar da su yerine geçer mi?
Tabii meyve suyu ve çay su yerine geçer. Günlük su miktarının bir kısmı rahatlıkla onlardan karşılanabilir. Ama yetersizdir ve bütün bunların yanında su da içmek gereklidir. Kahvenin yanında mutlaka su içilmelidir. İster Türk kahvesi, ister Nescafe olsun yanında mutlaka su için. Kahvedeki kafein ekstra idrarla su atımını artırır. Ayrıca alkolü de su ile içmek gerekir. Çünkü idrarla su atımı, alkollüyken artar.

* Zayıflamak isteyenlerin, her zamankinden daha fazla mı su içmeleri gerekiyor?
Zayıflamak isteyenlerle ilgili bir şey söylemem. Zayıflama programlarının içinde 'zayıflamak isteyen bol su içsin' mesajları yer alıyor. Ben buna karşıyım. Su içmek zayıflatmaz ama sağlıklı yaşamak isteyenler, bol bol su içebilir.

SODA FARKLI

* Gazlı sular sağlıklı mıdır, değil midir? Bol bol soda içilebilir mi?
Burada büyük bir kavram kargaşası yaşanıyor. Türkiye'ye maden suları ilk geldiğinde yani 80 sene önce, bunlar Amerikan menşei olduğu için soda diye adlandırılmış. Soda yapay bir Amerikan içeceğidir. Çeşme suyuna bikarbonat atılarak yapılan bir çeşit sudur. Türkiye'de de soda var ama maden sularının çoğunu da biz yanlışlıkla soda diye biliyoruz. Maden suyu son derece yararlıdır ama soda bu kadar yararlı değildir. Amerika'daki araştırmalar sonucunda, sodanın kalp hastaları için zararlı olduğu açıklanıyor. Türkçe'ye öyle çevrilip açıklamalar yapılıyor. Maden suları da zararlı damgası yiyor. Halbuki maden suları kalp hastaları için ilaç gibidir, çok yararlıdır. Hipertansiyon hastalarına soda kısıtlaması getiriliyor ama maden suyu tüketimi öneriliyor. Maden suyu, yüksek tansiyona yararlıdır. Benim önerim; her öğün bir şişe maden suyu içmenizdir. Sabah, öğle ve akşam bir şişe maden suyu içme alışkanlığı edinin. Günde 2 litre sıvı tüketeceksek bunun en az bir litresi maden suyundan olmalıdır. Mineralli suyu bu miktarlarda içtiğimizde, sağlıklı bir böbrek fonksiyonunuz varsa bize hiçbir zararı olmaz. Tam tersine yararı vardır. Eğer taş sorununuz varsa, maden suyu bunun çözülmesini sağlar. Sanılanın aksine taş oluşumuna yol açmaz. Maden suyunun içindeki kalsiyum en az süt kadar yararlıdır. Öyle ki; bir gram kalsiyum tabletinden tam 3 kat daha yararlı olduğunu söyleyebiliriz.

ŞİZOFRENLERE DİKKAT!

* Bazı uzmanlar, "Çok fazla su içmek vücuttaki minerallerin bir kısmını götürür" diyor. Bu açıklama doğru mudur?
Bu bence çok komik bir inanış. Su zehirlenmesini bir tek ruhsal sorunu olan kişilerde görüyoruz. Onun dışında kimsede görmüyoruz. Şizofrenler bazen ne kadar su içtiklerini hiç fark etmeyip, günde 10 litreye yakın su içebiliyorlar. Bu durumda da su zehirlenmesi ortaya çıkabiliyor. Bu tür zehirlenmeler genellikle ölümle sonuçlanır ama dediğim gibi bu daha çok ruhsal bir problem olarak ele alınmalıdır. Onun dışında fazla su tüketildiğinde vücut alarm vermeye başlar ve insan bunu anlar. Nasıl ki susama hissi vücudun verdiği bir alamsa, fizyolojik olarak vücut fazla su tüketimini de engeller.

0 yorum.

Tarih 24 Eylül 2007, 23:38. Yazan keyifliblog.  
Etiket: doktor, gen, hasta, horoz, ilaç, insan, italya, italyan, kanat, kuş, kuş gribi, profesör, sağlık, tavuk, tedavi, yaşam, yenilik, yöntem

Kuş gribi nedirkuss

Kuş gribi nedir?
Uzakdoğu Asya’da kuşlar ve kümes hayvanları arasında başlayıp daha sonra insanlara geçen kuş gribinin, Rusya ve Romanya’dan sonra ülkemizde de görülmesi, hastalığın sınırlı bir salgın olmayıp, tüm dünyayı tehdit ettiğine dair uyarıları doğruladı.

Kuş gribi tavuk, kaz, ördek gibi kanatlı hayvanlarda kitlesel ölümlere yol açan ve aslında bir hayvan hastalığının etkeni olan H5N1 virusunun insanlarda yaptığı hastalıktır. Grip (influenza A) virusunun hemaglutinin (H1-H7) ve nöraminidaz (N1-N3) olmak üzere iki tip antijeni vardır. Bunlardan yalnız H1, H2, H3 ve N1, N2 antijeni taşıyan virüslerin insanda grip hastalığına ve salgılarına yol açtığı bilinir.

1918 yılında H1N1 virusu, 1. Dünya Savaşında ölenlerden çok daha fazla sayıda insanı öldürmüş; 1957’de antijenik yapısını tamamen değiştirerek H2N2 virusu şeklinde Asya gribi pandemisine yol açmıştır. 1968’de yeniden değişime uğrayarak H3N2 virusu şeklinde Hong Kong gribi pandemisini yaratmıştır. 1977’de dünyaya yayılan Rus gribinin etkeni, 60 yıl önceki influenza A virusu ile aynı antijenik yapıda, yani H1N1 virusu idi.

Yaklaşık her 10 yılda bir antijenik yapısını değiştirerek ülkeler ve kıtalar arasında yayılan grip salgınlarında etken, hep H1, H2 veya H3 antijenik yapısında olmuştur. H5 veya H7 antijeni taşıyan grip virusu ise farklı bir virus olup kanatlılarda hastalık ve ölüme yol açmış, 8 yıl öncesine kadar insanlara bulaşmamıştır. Ancak 1997 yılında Çin’deki kuş gribi salgını sırasında H5N1 virusunun insanda da hastalık yapacak bir nitelik kazandığı ve insanlarında kuş gribi nedeniyle öldüğü saptanmıştır.

Hastalık Çin’den komşu ülkelere yayılmış ve Vietnam, Tayland gibi Güneydoğu Asya ülkelerinde de görülmüştür. Göçmen kuşlar aracılığı ile, göç yolları üzerinde bulunan ülkelere de yayılma olasılığı, o zamandan beri, özellikle Asya ve Avrupa ülkeleri için bir tehdit oluşturmaktadır.

KUŞ GRİBİ İNSANA NASIL BULAŞIR?
H5N1 virusunun insana bulaşarak hastalık oluşturma riski düşüktür. İnsana bulaşma, hasta hayvanlarla doğrudan temas, virus içeren enfeksiyöz damlacıkların solunması, virüslerin bulaştığı araç-gereçle temastan sonra ellerin yıkanmadan ağız-burun veya gözlere teması sonucu olabilir. İnsandan insana bulaşma kuramsal olarak mümkündür, ama geçerli bir bulaşma yolu değildir.

Kuş gribinin farkı


İNSANDA HASTALIĞIN KLİNİK BELİRTİLERİ NELERDİR?
En önemli belirtiler 38 C’yi aşan yüksek ateş ve kuru öksürüktür. İshal olabilir. Hastalık, hiçbir belirti vermeden ayakta da geçirilebilir. Hastaneye yatmayı gerektirecek kadar ağır seyreden vakalarda solunum yetmezliği ile ölüm oranı yüksektir.

NASIL TANI KOYULUR?
İnsanda hastalığın tanısı, boğaz sürüntüsü örneklerinde virusun veya antijenlerinin tesbit edilmesiyle koyulur. Ateşe rağmen kanda lökosit (özellikle lenfosit) ve trombosit sayısının düşük olması tanıda yol gösterici olabilir. Akciğer filminde viral zatüreyi düşündürecek bulgular görülür.

NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Henüz hastalığın tam etkin bir tedavi ya da aşısı bulunmadı.

HASTALIKTAN KORUNMAK İÇİN NE YAPMALI?
Hasta hayvanlarla veya H5N1 virusu ile enfekte olduğu saptanmış insanlarla temas öyküsü veya kuşkusu olanların el hijyenine dikkat etmeleri, hasta kişinin kullandığı tabak, çatal ve kaşık gibi eşyalarının ortak kullanılmaması, yüzyüze yakın temastan kaçınılması ve bakım veren kişinin maske kullanması önerilir. Bir hafta süreyle günde 2 kez ateşini ölçmesi, 38 C’yi aşan ateşle birlikte öksürük, ishal, nefes darlığı gibi belirtiler ortaya çıkarsa 7-10 gün süreyle ilaç tedavisine başlanması önerilir. İnsanlarda kullanılabilecek etkili bir aşı yoktur.

NG: Kuş gribi sıradan bir grip değil.

Ölü ve canlı virüslerde aşı çalışmaları devam etmektedir. Halen grip aşısı olarak uyguladığımız aşı kuş gribine karşı koruma sağlamaz; ama bu aşının insanlarda hastalık yapan diğer grip viruslarına karşı etkili koruma sağladığı unutulmamalı ve aşıdan kaçınılmamalıdır.

Kuş gribinin bulunduğu bölgelere seyahata edecek kişilere en az 2 hafta önce aşı yapılmalıdır. Tavuk, ördek gibi kümes hayvanlarından uzak durması önerilir. Pişiren kişilerin de işlem sonrası elleri mutlaka yıkaması gerekir. Seyahat eden kişi seyahatten döndükten sonraki 10 gün içinde ateşlenirse ve solunum belirtileri oluşursa gecikmeden bir Enfeksiyon Hastalıkları uzmanına başvurmalıdır.

İSTANBUL - Anadolu Sağlık Merkezi Enfeksiyon Hastalıkları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Semra Çalangu ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Hakko ülkemizde de rastlanılan kuş gribi ile ilgili bilgi verdi.Ntvmsnbc

0 yorum.

Kansere ‘dur’ demek mümkün olacak

Tarih 24 Eylül 2007, 23:30. Yazan keyifliblog.  
Etiket: doktor, gen, hasta, ilaç, insan, italya, italyan, kanser, profesör, sağlık, tedavi, yaşam, yenilik, yöntem

İtalyan bilimadamları tüm kanser türlerinin dörtte üçünde, tümörlerin büyümesinde önemli rol oynayan bir gen buldu. Bilimadamları şimdi bu genin faaliyetini durdurmayı hedefleyen ilaçlar geliştirerek, hastalığı durdurmayı ya da yavaşlatmayı umuyor.

İtalyan bilimadamları, kanser tedavisinde etkili olabilecek önemli bir buluşa imza attı.

İtalyan Chieti Üniversitesi’nde görev yapan bilimadamları, kanser türlerinin dörtte üçündeki tümörlerin büyümesinde etkili olan bir gen buldu.

Yapılan araştırmalarda, “TROP 2” adı verilen genin göğüs, kolon, mide, akciğer, prostat, yumurtalık ve pankeras gibi tümörlerde aktif olduğu görüldü.

İncelenen tümör çeşitlerinin yüzde 65 ila yüzde 90’ında da “TROP 2” genine rastlandı. Laboratuvarda geliştirilen bin 755 tümörde de genin aşırı aktif olduğu saptandı.

Bilimadamları şimdi buluştan yola çıkarak, bu genin aktivitesini hedef alacak ilaçlar geliştirmeyi, böylece de hastalığın ilerleyişini yavaşlatmayı veya tamamen durdurmayı umuyor.

0 yorum.

Açık büfe iftar ‘hasta’ ediyor

Tarih 24 Eylül 2007, 23:27. Yazan keyifliblog.  
Etiket: açık büfe, başağrısı, haber, hayat, iftar, iftariyelik, insan, migren, oruç, ramazan, sahur, sağlık, tedavi, türk, türkiye, yaşam


Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tamer Tetiker, son günlerde sindirim sistemi rahatsızlıkları şikayetleriyle hastanelere başvuran hasta sayısının arttığını söyledi.acikk

“İlk gıdanın mideye girmesinden 15 dakika sonra mideden beyine tokluk sinyalleri gider. Bu nedenle yemeğe bir tabak salata ile başlanmalı, ardından sıcak yemeklere geçilmeli. Böylece kişi daha az yiyerek kendini tok hisseder” diyen Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tamer Tetiker, “Mide 3 ile 3.5 saatte boşalır. Bu süreden sonra vücut metabolizması açlığa bağlı olarak yavaşladığından oruç tutmak, zayıflatmak yerine kilo alımına da neden olabilir” uyarısında bulundu.

Prof. Dr. Tetiker, oruç tutmak kadar sağlığı korumanın da bir ibadet olduğunu, bu nedenle vücut metabolizmasının bozulmaması için ramazanda diğer aylara göre sağlıklı beslenmeye daha fazla özen gösterilmesi gerektiğini belirtti.

Önceleri otellerde uygulanan, bugün lokantalarda da yoğunlukla görülen açık büfe uygulamasının, yeme isteğini tetiklediğini vurgulayan Prof. Dr. Tetiker, şunları söyledi:
“Açık büfe uygulamasında kişi her yemekten ve tatlıdan tat almak istediğinden, yemenin dozu kaçabiliyor. Buna bağlı olarak son günlerde üniversite hastanesindeki polikliniklerimize sindirim sistemi rahatsızlıkları nedeniyle başvuran hasta sayısında yoğunluk görülüyor. Bu şikayetlerde mide ağrısı, yanma ve batma hissi, hazımsızlık, şişkinlik ilk sıralarda yer alıyor. Vücudun su kaybına bağlı olarak ishal şikayetleri de oldukça fazla. Her polikliniğe günde 8-10 hasta iftarda bilinçsiz beslenme nedeniyle başvuruyor.”

Prof. Dr. Tetiker, açık büfenin neden olduğu dezavantajları asgari düzeye indirebilmek için yemeğe bir tabak salata ile başlanması önerisinde bulunarak, “İlk gıdanın mideye girmesinden 15 dakika sonra mideden beyine tokluk sinyalleri gider. Salatadan sonra sıcak yemeklere geçilmeli. Böylece kişi daha az yiyerek kendini tok hisseder” dedi.

“ORUÇ ŞİŞMANLATABİLİR”
Prof. Dr. Tetiker, bilinçsizce beslenmenin, özellikle de sahura kalkmadan oruç tutmanın ramazanda kilo alımına da yol açacağının unutulmaması gerektiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Mide 3 ile 3.5 saatte boşalır. Bu süreden sonra vücut metabolizması açlığa bağlı olarak yavaşladığından oruç tutmak zayıflatmak yerine şişmanlatabilir. Bunu önlemek için sahura mutlaka kalkılmalı. Sahura kalkıldığında bile yaklaşık 12 saati bulan açlık süresinde vücut su da kaybettiğinden başta ishal olmak üzere mide ve bağırsak rahatsızlıkları görülebilir.”

Prof. Dr. Tetiker, uzun süren açlığın vücut direncini düşürdüğünü, kan şekeri dengesini bozduğunu ve bunlara bağlı olarak dikkat dağınıklılığına ve unutkanlığa da yol açtığını belirterek, şöyle devam etti:
“Dikkat dağınıklığı, başta trafik kazaları olmak üzere telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurur. Bu nedenle ramazan boyunca rutin sağlık kontrollerinin de ihmal edilmemesi gerekir. Ağız kuruluğu, çok su içme isteği, sık tuvalete çıkma, ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, üşüme, yanma gibi bulgular açlık kan şekerinin normalden yüksek olduğunu gösterir. Açlık kan şekerinin normalin altına inmesi durumunda ise çarpıntı, soğuk terleme kişinin kendini bitkin hissetmesi, bulantı, acıkma hissi gibi bulgular ortaya çıkar. Bu belirtiler mutlaka dikkate alınmalı.”

0 yorum.

Oruç tutarken baş ağrısı mı çekiyorsunuz?

Tarih 24 Eylül 2007, 23:24. Yazan keyifliblog.  
Etiket: açık büfe, başağrısı, haber, hayat, iftar, iftariyelik, insan, migren, oruç, ramazan, sahur, sağlık, tedavi, türk, türkiye, yaşam


Oruç tutan kişilerin sık sık baş ağrısı şikayetinden yakındıkları görülür. Sahura bağlı olarak uyku düzenindeki değişiklikler ve Ramazan’da sağlıklı beslenme kurallarına bağlı kalmamak baş ağrısının en önemli nedenini oluşturur.


oructutNormal zamanlarda hiç baş ağrısı yaşamayanlar bile Ramazan’da baş ağrısından muzdarip olabiliyor. Migreni bulunanlarda ise durum daha dayanılmaz bir hal alabiliyor.

RAMAZAN’ DA BAŞ AĞRILARI ARTIYOR
Ülkemizde Ramazan ayında nöroloji polikliniklerine ve acil servislere, migren krizi nedeni ile başvuruların arttığını söyleyen Memorial Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Abdullah Özkardeş, “Aç kalmanın, öğün atlamanın veya oruç tutmanın beyindeki hangi mekanizmayı tetiklediği bilinmemektedir. Ancak birçok hasta aç kalmanın migren krizine yol açtığını söylüyor” diyerek migreni olanların oruç tutmamalarını önerdi. Özkardeş şöyle devam etti:

BESİNLER MİGREN ATAKLARINI TETİKLEYEBİLİR
Migrenin uzun yıllar sürecek ve ilaç kullanmayı gerektirecek bir hastalık olabileceği ve bu ilaçların ciddi yan etkilere neden olabileceği düşünülürse, migren atağını engelleyebilmek önem kazanmaktadır. Eğer migren ataklarını tetikleyen bir gıda varsa ondan kaçınmak gerekir. Açlık migreni başlatabiliyorsa, düzenli bir şekilde sık küçük öğünler alınmalıdır. Bu nedenle açlığın tetiklediği migren ağrıları olan hastaların oruç tutmaları sağlıkları açısından sakıncalıdır. Oruçlu iken ağrıyı çekmenin yanında, gerekli tedavinin yapılamaması da ayrı bir konudur. Oruçlu iken yaşanılan migren ağrısının maluliyeti, normal zamanda olabilecek migrenin maluliyetinden daha fazla olacaktır. Açlık ile migreni etkilenmeyen hastaların oruçlu olmaları problem yaratmaz.

Her insan hayatı boyunca en az 3 kez şiddetli baş ağrısı yaşamaktadır. Baş ağrıları, geniş bir hastalıklar grubudur ve birçok türü bulunmaktadır. Migren ve gerilim tipi baş ağrıları, 2 önemli ve sık grubu oluşturmaktadır.
Migren erkeklerin yüzde 6 ve bayanların yüzde 18’inde görülür. Migren, ataklar halinde gelen, saatlerce sürebilen, genellikle başın bir tarafını tutan ve zonklayıcı tarzda ağrıya neden olan bir hastalıktır. Ağrı sırasında bulantı olabilir. Ayrıca hastalar ışığa, gürültüye ve kokulara karşı hassas olabilirler.

Migren atağını başlatabilen veya atak geçirme riskini artıran bazı özel durumlar vardır. Bunlara migren tetikleyicileri denilmektedir. Bunlar migrenin nedeni değildirler, fakat migrene neden olan sinir sistemi olaylarını aktif hale geçirirler. Her migren tetikleyicisi, tüm hastalarda ağrıya neden olmaz, aynı hastada da aynı faktör her zaman ağrıyı başlatmayabilir. Baş ağrısı günlükleri tutarak, bu tetikleyici faktörler belirlenebilir. Eğer bir tetikleyici belirlenebilmişse, ondan kaçınarak atak riskini azaltmak mümkün olabilir.

Yaygın migren tetikleyiciler
* Öğün atlama veya oruç
* Çikolata
* Beyaz peynir
* Alkol/kırmızı şarap
* Aşırı kahve
* Aşırı uyku
* Çok az uyku
* Parlak ışıklar
* Büro ışıkları
* Parfümler,
* Kimyasallar
* Adet görme
* Hormon tedavisi
* Doğum kontrol ilaçları
* Stres
* Çocuk sahibi olma
* Ölüm
* Mali problemler

0 yorum.