Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Zeytinyağı alırken dikkat edin

Tarih 12 Şubat 2008, 14:26. Yazan keyifliblog.  
Etiket: beslenme, bilgi, püf noktası, sağlık, sağlıklı beslenme, yemek, yiyecekler, zeytinyağı

Renginden şişesine her ayrıntı sağlığınız için önemli.

 

Yemek ve salatalara ayrı bir damak tadı vermesinin yanı sıra sağlığa faydasıyla da bilinen zeytinyağının kalitesini, zeytinin yetiştirilmesinden, zeytinyağı elde edilip tüketiciye ulaşıncaya kadar olan sürecin belirlediği bildirildi.

zyt Doğu Akdeniz Zeytin Birliği (DAZB) Başkanı Mehmet Güler, üretim aşaması bilinmeyen, markasını kanıtlamamış ya da merdiven altı tabir edilen üretimle elde edilen zeytinyağının, diğer bitkisel yağlara oranla bir üstünlük taşımayacağını ifade etti.

Zeytinyağının kalitesini belirleyen birçok unsur olduğuna işaret eden Güler, zeytin fidanının cinsi, hasat zamanı, toplama, taşıma ve sıkma şekli, üretim sonrası dinlendirme aşaması ve paketleme şeklinin zeytinyağının kalitesini belirlediğini bildirdi.

Güler, iyi bir cins seçiminin ardından kaliteli bir zeytinyağı için zeytinin hasat zamanının çok geciktirilmemesi, renginin siyaha dönüşmesinin beklenmemesi gerektiğini vurgulayarak, şunları söyledi:

''İsabetli bir hasat zamanının ardından zeytin, dalından çırpma ya da başka yöntemlerle değil elle tek tek toplanmalı. Çünkü, yerden toplandığında zeytinin dalından yere şiddetli bir şekilde düşmesiyle birlikte zeytin darbe alıyor. Bu darbe ile serbest yağ asitleri çoğalıyor. O da zeytinin kalitesini düşürüyor.

Zeytinin toplanmasının ardında nasıl istiflendiği de önemli. Zeytin, naylon çuvallara doldurulmak yerine, kasalarda yara almadan işleneceği tesislere götürülmesi sağlanmalı. Zeytin, çuvala konulduğunda sıkışma nedeniyle yine yağ asitleri çoğalıyor.''


İŞLEME SÜRESİ


Güler, zeytinin dalından koparıldıktan sonra fazla bekletilmeden işlenmesi gerektiğini belirterek, ''Zeytin toplandığı andan itibaren iki saat içinde sıkılırsa yüksek bir kalite elde edilir, iki saati geçti mi kalite azalıyor'' dedi.

Kaliteyi etkileyen sürecin bununla da bitmediğini vurgulayan Güler, şunları söyledi:

''Tesislere gelen zeytinin bu kez sıkma şekli önem taşıyor. Sıkılan makine kötü bir makineyse kalitesi bozuk çıkıyor. Zeytinin yağı çıkarılırken makinedeki sıcaklık 30 derecenin altında olmalı, bu durumda yüksek kaliteli yağ çıkıyor. Ancak, sıcaklık 30 derecenin üzerine çıktığında kalite bozuluyor. Bazı işletmeciler sıcak suyu artırarak daha fazla yağ çıkmasını sağlar ancak, bu yağ kaliteli olmuyor.''


DİNLENDİRME SÜRECİ


Güler, makinede sıkılan zeytinyağının, bu kez dinlendirme sürecinin önemli olduğuna dikkati çekerek, ''zeytinyağı en az 1-1,5 ay dinlenmeli. Bu dinlendirme krom nikel tanklarda azot gazı takviyeli modern tanklarda olmalı. Bu sayede zeytinyağında doğal bir çökelme meydana gelir. Aksi takdirde yağ kısa sürede bozulmaya açık olur'' dedi.

Dinlendirilmiş yağın daha sonra filtre aşamasından geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Güler, şöyle devam etti:

''Kaliteli zeytinyağına ulaşmak için yapmamız gerekenler bununla da bitmiyor. Bu kez paketleme süreci başlıyor. Zeytinyağının uzun süre vitamin değerlerini bozmadan kalabilmesi için cam şişeleri öneriyoruz. Plastik bidonları kesinlikle önermiyoruz.''

Güler, zeytinyağının cam şişede, yeşil renkli ve koyu kıvamlı olanının tercih edilmesi gerektiğini vurgulayarak, ''Yeşil renk de toplama zamanını gösterir. Erken toplanan zeytinin rengi yeşil olur, geciktiğinde rengi koyulaşarak, siyaha yakın bir renk alır'' dedi.

Star

0 yorum.

Tarih 24 Eylül 2007, 23:38. Yazan keyifliblog.  
Etiket: doktor, gen, hasta, horoz, ilaç, insan, italya, italyan, kanat, kuş, kuş gribi, profesör, sağlık, tavuk, tedavi, yaşam, yenilik, yöntem

Kuş gribi nedirkuss

Kuş gribi nedir?
Uzakdoğu Asya’da kuşlar ve kümes hayvanları arasında başlayıp daha sonra insanlara geçen kuş gribinin, Rusya ve Romanya’dan sonra ülkemizde de görülmesi, hastalığın sınırlı bir salgın olmayıp, tüm dünyayı tehdit ettiğine dair uyarıları doğruladı.

Kuş gribi tavuk, kaz, ördek gibi kanatlı hayvanlarda kitlesel ölümlere yol açan ve aslında bir hayvan hastalığının etkeni olan H5N1 virusunun insanlarda yaptığı hastalıktır. Grip (influenza A) virusunun hemaglutinin (H1-H7) ve nöraminidaz (N1-N3) olmak üzere iki tip antijeni vardır. Bunlardan yalnız H1, H2, H3 ve N1, N2 antijeni taşıyan virüslerin insanda grip hastalığına ve salgılarına yol açtığı bilinir.

1918 yılında H1N1 virusu, 1. Dünya Savaşında ölenlerden çok daha fazla sayıda insanı öldürmüş; 1957’de antijenik yapısını tamamen değiştirerek H2N2 virusu şeklinde Asya gribi pandemisine yol açmıştır. 1968’de yeniden değişime uğrayarak H3N2 virusu şeklinde Hong Kong gribi pandemisini yaratmıştır. 1977’de dünyaya yayılan Rus gribinin etkeni, 60 yıl önceki influenza A virusu ile aynı antijenik yapıda, yani H1N1 virusu idi.

Yaklaşık her 10 yılda bir antijenik yapısını değiştirerek ülkeler ve kıtalar arasında yayılan grip salgınlarında etken, hep H1, H2 veya H3 antijenik yapısında olmuştur. H5 veya H7 antijeni taşıyan grip virusu ise farklı bir virus olup kanatlılarda hastalık ve ölüme yol açmış, 8 yıl öncesine kadar insanlara bulaşmamıştır. Ancak 1997 yılında Çin’deki kuş gribi salgını sırasında H5N1 virusunun insanda da hastalık yapacak bir nitelik kazandığı ve insanlarında kuş gribi nedeniyle öldüğü saptanmıştır.

Hastalık Çin’den komşu ülkelere yayılmış ve Vietnam, Tayland gibi Güneydoğu Asya ülkelerinde de görülmüştür. Göçmen kuşlar aracılığı ile, göç yolları üzerinde bulunan ülkelere de yayılma olasılığı, o zamandan beri, özellikle Asya ve Avrupa ülkeleri için bir tehdit oluşturmaktadır.

KUŞ GRİBİ İNSANA NASIL BULAŞIR?
H5N1 virusunun insana bulaşarak hastalık oluşturma riski düşüktür. İnsana bulaşma, hasta hayvanlarla doğrudan temas, virus içeren enfeksiyöz damlacıkların solunması, virüslerin bulaştığı araç-gereçle temastan sonra ellerin yıkanmadan ağız-burun veya gözlere teması sonucu olabilir. İnsandan insana bulaşma kuramsal olarak mümkündür, ama geçerli bir bulaşma yolu değildir.

Kuş gribinin farkı


İNSANDA HASTALIĞIN KLİNİK BELİRTİLERİ NELERDİR?
En önemli belirtiler 38 C’yi aşan yüksek ateş ve kuru öksürüktür. İshal olabilir. Hastalık, hiçbir belirti vermeden ayakta da geçirilebilir. Hastaneye yatmayı gerektirecek kadar ağır seyreden vakalarda solunum yetmezliği ile ölüm oranı yüksektir.

NASIL TANI KOYULUR?
İnsanda hastalığın tanısı, boğaz sürüntüsü örneklerinde virusun veya antijenlerinin tesbit edilmesiyle koyulur. Ateşe rağmen kanda lökosit (özellikle lenfosit) ve trombosit sayısının düşük olması tanıda yol gösterici olabilir. Akciğer filminde viral zatüreyi düşündürecek bulgular görülür.

NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Henüz hastalığın tam etkin bir tedavi ya da aşısı bulunmadı.

HASTALIKTAN KORUNMAK İÇİN NE YAPMALI?
Hasta hayvanlarla veya H5N1 virusu ile enfekte olduğu saptanmış insanlarla temas öyküsü veya kuşkusu olanların el hijyenine dikkat etmeleri, hasta kişinin kullandığı tabak, çatal ve kaşık gibi eşyalarının ortak kullanılmaması, yüzyüze yakın temastan kaçınılması ve bakım veren kişinin maske kullanması önerilir. Bir hafta süreyle günde 2 kez ateşini ölçmesi, 38 C’yi aşan ateşle birlikte öksürük, ishal, nefes darlığı gibi belirtiler ortaya çıkarsa 7-10 gün süreyle ilaç tedavisine başlanması önerilir. İnsanlarda kullanılabilecek etkili bir aşı yoktur.

NG: Kuş gribi sıradan bir grip değil.

Ölü ve canlı virüslerde aşı çalışmaları devam etmektedir. Halen grip aşısı olarak uyguladığımız aşı kuş gribine karşı koruma sağlamaz; ama bu aşının insanlarda hastalık yapan diğer grip viruslarına karşı etkili koruma sağladığı unutulmamalı ve aşıdan kaçınılmamalıdır.

Kuş gribinin bulunduğu bölgelere seyahata edecek kişilere en az 2 hafta önce aşı yapılmalıdır. Tavuk, ördek gibi kümes hayvanlarından uzak durması önerilir. Pişiren kişilerin de işlem sonrası elleri mutlaka yıkaması gerekir. Seyahat eden kişi seyahatten döndükten sonraki 10 gün içinde ateşlenirse ve solunum belirtileri oluşursa gecikmeden bir Enfeksiyon Hastalıkları uzmanına başvurmalıdır.

İSTANBUL - Anadolu Sağlık Merkezi Enfeksiyon Hastalıkları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Semra Çalangu ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Hakko ülkemizde de rastlanılan kuş gribi ile ilgili bilgi verdi.Ntvmsnbc

0 yorum.

Kansere ‘dur’ demek mümkün olacak

Tarih 24 Eylül 2007, 23:30. Yazan keyifliblog.  
Etiket: doktor, gen, hasta, ilaç, insan, italya, italyan, kanser, profesör, sağlık, tedavi, yaşam, yenilik, yöntem

İtalyan bilimadamları tüm kanser türlerinin dörtte üçünde, tümörlerin büyümesinde önemli rol oynayan bir gen buldu. Bilimadamları şimdi bu genin faaliyetini durdurmayı hedefleyen ilaçlar geliştirerek, hastalığı durdurmayı ya da yavaşlatmayı umuyor.

İtalyan bilimadamları, kanser tedavisinde etkili olabilecek önemli bir buluşa imza attı.

İtalyan Chieti Üniversitesi’nde görev yapan bilimadamları, kanser türlerinin dörtte üçündeki tümörlerin büyümesinde etkili olan bir gen buldu.

Yapılan araştırmalarda, “TROP 2” adı verilen genin göğüs, kolon, mide, akciğer, prostat, yumurtalık ve pankeras gibi tümörlerde aktif olduğu görüldü.

İncelenen tümör çeşitlerinin yüzde 65 ila yüzde 90’ında da “TROP 2” genine rastlandı. Laboratuvarda geliştirilen bin 755 tümörde de genin aşırı aktif olduğu saptandı.

Bilimadamları şimdi buluştan yola çıkarak, bu genin aktivitesini hedef alacak ilaçlar geliştirmeyi, böylece de hastalığın ilerleyişini yavaşlatmayı veya tamamen durdurmayı umuyor.

0 yorum.

Açık büfe iftar ‘hasta’ ediyor

Tarih 24 Eylül 2007, 23:27. Yazan keyifliblog.  
Etiket: açık büfe, başağrısı, haber, hayat, iftar, iftariyelik, insan, migren, oruç, ramazan, sahur, sağlık, tedavi, türk, türkiye, yaşam


Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tamer Tetiker, son günlerde sindirim sistemi rahatsızlıkları şikayetleriyle hastanelere başvuran hasta sayısının arttığını söyledi.acikk

“İlk gıdanın mideye girmesinden 15 dakika sonra mideden beyine tokluk sinyalleri gider. Bu nedenle yemeğe bir tabak salata ile başlanmalı, ardından sıcak yemeklere geçilmeli. Böylece kişi daha az yiyerek kendini tok hisseder” diyen Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tamer Tetiker, “Mide 3 ile 3.5 saatte boşalır. Bu süreden sonra vücut metabolizması açlığa bağlı olarak yavaşladığından oruç tutmak, zayıflatmak yerine kilo alımına da neden olabilir” uyarısında bulundu.

Prof. Dr. Tetiker, oruç tutmak kadar sağlığı korumanın da bir ibadet olduğunu, bu nedenle vücut metabolizmasının bozulmaması için ramazanda diğer aylara göre sağlıklı beslenmeye daha fazla özen gösterilmesi gerektiğini belirtti.

Önceleri otellerde uygulanan, bugün lokantalarda da yoğunlukla görülen açık büfe uygulamasının, yeme isteğini tetiklediğini vurgulayan Prof. Dr. Tetiker, şunları söyledi:
“Açık büfe uygulamasında kişi her yemekten ve tatlıdan tat almak istediğinden, yemenin dozu kaçabiliyor. Buna bağlı olarak son günlerde üniversite hastanesindeki polikliniklerimize sindirim sistemi rahatsızlıkları nedeniyle başvuran hasta sayısında yoğunluk görülüyor. Bu şikayetlerde mide ağrısı, yanma ve batma hissi, hazımsızlık, şişkinlik ilk sıralarda yer alıyor. Vücudun su kaybına bağlı olarak ishal şikayetleri de oldukça fazla. Her polikliniğe günde 8-10 hasta iftarda bilinçsiz beslenme nedeniyle başvuruyor.”

Prof. Dr. Tetiker, açık büfenin neden olduğu dezavantajları asgari düzeye indirebilmek için yemeğe bir tabak salata ile başlanması önerisinde bulunarak, “İlk gıdanın mideye girmesinden 15 dakika sonra mideden beyine tokluk sinyalleri gider. Salatadan sonra sıcak yemeklere geçilmeli. Böylece kişi daha az yiyerek kendini tok hisseder” dedi.

“ORUÇ ŞİŞMANLATABİLİR”
Prof. Dr. Tetiker, bilinçsizce beslenmenin, özellikle de sahura kalkmadan oruç tutmanın ramazanda kilo alımına da yol açacağının unutulmaması gerektiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Mide 3 ile 3.5 saatte boşalır. Bu süreden sonra vücut metabolizması açlığa bağlı olarak yavaşladığından oruç tutmak zayıflatmak yerine şişmanlatabilir. Bunu önlemek için sahura mutlaka kalkılmalı. Sahura kalkıldığında bile yaklaşık 12 saati bulan açlık süresinde vücut su da kaybettiğinden başta ishal olmak üzere mide ve bağırsak rahatsızlıkları görülebilir.”

Prof. Dr. Tetiker, uzun süren açlığın vücut direncini düşürdüğünü, kan şekeri dengesini bozduğunu ve bunlara bağlı olarak dikkat dağınıklılığına ve unutkanlığa da yol açtığını belirterek, şöyle devam etti:
“Dikkat dağınıklığı, başta trafik kazaları olmak üzere telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurur. Bu nedenle ramazan boyunca rutin sağlık kontrollerinin de ihmal edilmemesi gerekir. Ağız kuruluğu, çok su içme isteği, sık tuvalete çıkma, ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, üşüme, yanma gibi bulgular açlık kan şekerinin normalden yüksek olduğunu gösterir. Açlık kan şekerinin normalin altına inmesi durumunda ise çarpıntı, soğuk terleme kişinin kendini bitkin hissetmesi, bulantı, acıkma hissi gibi bulgular ortaya çıkar. Bu belirtiler mutlaka dikkate alınmalı.”

0 yorum.

Oruç tutarken baş ağrısı mı çekiyorsunuz?

Tarih 24 Eylül 2007, 23:24. Yazan keyifliblog.  
Etiket: açık büfe, başağrısı, haber, hayat, iftar, iftariyelik, insan, migren, oruç, ramazan, sahur, sağlık, tedavi, türk, türkiye, yaşam


Oruç tutan kişilerin sık sık baş ağrısı şikayetinden yakındıkları görülür. Sahura bağlı olarak uyku düzenindeki değişiklikler ve Ramazan’da sağlıklı beslenme kurallarına bağlı kalmamak baş ağrısının en önemli nedenini oluşturur.


oructutNormal zamanlarda hiç baş ağrısı yaşamayanlar bile Ramazan’da baş ağrısından muzdarip olabiliyor. Migreni bulunanlarda ise durum daha dayanılmaz bir hal alabiliyor.

RAMAZAN’ DA BAŞ AĞRILARI ARTIYOR
Ülkemizde Ramazan ayında nöroloji polikliniklerine ve acil servislere, migren krizi nedeni ile başvuruların arttığını söyleyen Memorial Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Abdullah Özkardeş, “Aç kalmanın, öğün atlamanın veya oruç tutmanın beyindeki hangi mekanizmayı tetiklediği bilinmemektedir. Ancak birçok hasta aç kalmanın migren krizine yol açtığını söylüyor” diyerek migreni olanların oruç tutmamalarını önerdi. Özkardeş şöyle devam etti:

BESİNLER MİGREN ATAKLARINI TETİKLEYEBİLİR
Migrenin uzun yıllar sürecek ve ilaç kullanmayı gerektirecek bir hastalık olabileceği ve bu ilaçların ciddi yan etkilere neden olabileceği düşünülürse, migren atağını engelleyebilmek önem kazanmaktadır. Eğer migren ataklarını tetikleyen bir gıda varsa ondan kaçınmak gerekir. Açlık migreni başlatabiliyorsa, düzenli bir şekilde sık küçük öğünler alınmalıdır. Bu nedenle açlığın tetiklediği migren ağrıları olan hastaların oruç tutmaları sağlıkları açısından sakıncalıdır. Oruçlu iken ağrıyı çekmenin yanında, gerekli tedavinin yapılamaması da ayrı bir konudur. Oruçlu iken yaşanılan migren ağrısının maluliyeti, normal zamanda olabilecek migrenin maluliyetinden daha fazla olacaktır. Açlık ile migreni etkilenmeyen hastaların oruçlu olmaları problem yaratmaz.

Her insan hayatı boyunca en az 3 kez şiddetli baş ağrısı yaşamaktadır. Baş ağrıları, geniş bir hastalıklar grubudur ve birçok türü bulunmaktadır. Migren ve gerilim tipi baş ağrıları, 2 önemli ve sık grubu oluşturmaktadır.
Migren erkeklerin yüzde 6 ve bayanların yüzde 18’inde görülür. Migren, ataklar halinde gelen, saatlerce sürebilen, genellikle başın bir tarafını tutan ve zonklayıcı tarzda ağrıya neden olan bir hastalıktır. Ağrı sırasında bulantı olabilir. Ayrıca hastalar ışığa, gürültüye ve kokulara karşı hassas olabilirler.

Migren atağını başlatabilen veya atak geçirme riskini artıran bazı özel durumlar vardır. Bunlara migren tetikleyicileri denilmektedir. Bunlar migrenin nedeni değildirler, fakat migrene neden olan sinir sistemi olaylarını aktif hale geçirirler. Her migren tetikleyicisi, tüm hastalarda ağrıya neden olmaz, aynı hastada da aynı faktör her zaman ağrıyı başlatmayabilir. Baş ağrısı günlükleri tutarak, bu tetikleyici faktörler belirlenebilir. Eğer bir tetikleyici belirlenebilmişse, ondan kaçınarak atak riskini azaltmak mümkün olabilir.

Yaygın migren tetikleyiciler
* Öğün atlama veya oruç
* Çikolata
* Beyaz peynir
* Alkol/kırmızı şarap
* Aşırı kahve
* Aşırı uyku
* Çok az uyku
* Parlak ışıklar
* Büro ışıkları
* Parfümler,
* Kimyasallar
* Adet görme
* Hormon tedavisi
* Doğum kontrol ilaçları
* Stres
* Çocuk sahibi olma
* Ölüm
* Mali problemler

0 yorum.

İyi bir uyku için 10 sihirli yiyecek

Tarih 24 Eylül 2007, 23:22. Yazan keyifliblog.  
Etiket: badem, bal, besin, beslenme, meyva, patetes, sağlık, tedavi, uyku, uykusuzluk, yemek, yulaf


7-8 saatlik deliksiz bir uykunun sırrını size açıklıyoruz: Yatmadan yaklaşık 1.5 saat önce mutfağa dalın.


uykucuAncak öyle her bulduğunuzu yiyeceksiniz gibi bir yanlışa kapılmadan dalın… Yaklaşık 200 kalori civarındaki bazı sihirli yiyecekler ile hem sindirim sisteminizi yormamış olursunuz, hem de kaslarınızı gevşetip, sakinleşirsiniz.

 

Serotonin ve melatonin hormonları sayesinde ise deliksiz bir uykuya kavuşursunuz. Aşağıdaki listeden 1 veya 2 adedi geçmeyecek şekilde dilediğiniz seçimi yapmakta özgürsünüz!

1: Muz
Açık olarak söylemek gerekirse sarı bir poşet içindeki uyku hapları olarak adlandırabiliriz. Seratonin ve melatonin dışında aynı zamanda magnezyum içeren bu meyve, kaslarınızı gevşetip sizi rahatlatır.

2: Papatya Çayı
Sizi yatağa huzurlu bir şekilde yatıracak bir çaydan bahsediyoruz. Sakinleştirici özelliği sayesinde papatya çayı , kaygılı ve sinirli bir bünyenin en iyi panzehiridir.

3: Ilık Süt
Evet çok duyduğunuzu biliyoruz…Fakat bu bir mit değil, gerçektir. Süt içeriğinde bulunan ve tripsin etkisiyle serbestlenen ve organizma için gerekli bir aminoasit olan triptofan sayesinde beyniniz yatışır ve daha sağlıklı bir uykuya dalarsınız. Elbette ki sıcak sütün yıllardır duyduğumuz birçok iyileştirici özelliği sayesinde psikolojik bir etkileşim de duyabilirsiniz.

4: Bal
Bitki çayınızın veya ılık sütünüzün içine atacağınız bir çay kaşığı kadar balın etkileri hiç de göründüğü kadar küçük değildir. İçeriğindeki şeker her ne kadar vücudu hareketlendirmeye niyetlense de, az miktarda glikoz oreksine dur işareti yapar. Oreksin son zamanlarda keşfedilmiş ve beyni hareketlinderen bir nörotransmiterdir.

5: Patates
Az miktarda fırında pişirlmiş patatesin iyi bir gece uykusuna yardımcı olabileceğini pek sık duymadığınızı biliyoruz. Midenizi yormayacağı gibi, içeriğindeki tripofan sayesinde asit seviyesini düşürür. Etkiyi daha da artırmak için sütle birlikte püre kıvamına getirip yiyebilirsiniz.

6: Yulaf Unu
Yulaf içeriğindeki melatonin sayesinde iyi bir uykunun en iyi ilaçlarındandır. Bir miktar Akçaağaç şerbetiyle karıştırsanız hem de lezzeti ile sizi büyüleyecektir.

7: Badem
Bir avuç kalp dostu bu yemişlerden yediğiniz takdirde, sizi tatlı bir şekerlemeye götüren yolculukta en büyük yardımcınızı bulmuş olacaksınız. Hem tripofan içeriği hem de uygun ölçüde içerdiği kalsiyum sayesinde kaslarınızın rahatlamasına yarar.

8: Keten Tohumu
Hayat bazen ters gittiğinde ve siz de kendinizi kötü hissettiğinizde, 2 kaşık keten tohumunun sizlere yardımcı olabileceğini aklınızdan çıkarmayın. Süt veya yoğurt içine katabileceğiniz keten tohumu, omega 3 yağ asitleri açısından zengindir ve doğal bir moral verici etkisi bulunmaktadır.

9: Kepek Ekmeği
Bal kattığınız çayınız ile birlikte yiyeceğiniz bir ince dilim kepek ekmeği, vücuttaki insülinin biraz serbest kalmasına ve tripofan ile seratonininize ‘’uyku vakti’’ mesajını yollamasını sağlamaktadır.

10: Hindi
Yılbaşını unutun. Güzel bir uykunun 2-3 saat öncesi, bir ince dilim kepek ekmeği üzerine koyacağınız küçük bir parça haşlanmış hindi eti yararlı olacaktır. İçeriğindeki tripofan sayesinde midenizde çok miktarda protein olmadığı zamanlarda bile sizi rahatlatır.

0 yorum.